MİLLET MEKTEPLERİ

l OCAK 1929’DA   ‘MİLLET MEKTEPLERİ’ AÇILMIŞTI

BİR ULUS AYDINLIĞA KOŞUYOR

ERTAN ÜNAL

Ocak 2001

CUMHURBAŞKANI Mustafa Kemal, l Kasım 1928 günü toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisinde tarihi konuşmalarından birini daha yapıyordu.

“Aziz” arkadaşlarım,

Herşeyden evvel her inkişafın yapı taşı olan meseleye temas etmek isterim. Her vasıtadan evvel Büyük Türk Milletine onun bütün emeklerini kı­sır yapan çorak yol haricinde kolay “bir okuma-yazma anahtarı vermek lazım­dır. Türk Milleti cehaletten az emekle, kısır yoldan ancak kendi güzel ve asil diline kolay uyan bir vasıtayla sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe latin esasından Türk harflerinin Türk diline ne kadar uygun olduğunu şehirde,köyde,yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne kadar kolay okuyup yastıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.

Gazi’nin konuşmasından sonra TBMM   “Yeni Türk  Harfleri” yasasını oybirliğiyle kabul ediyor, böylece   aylar önce Gazi Mustafa Kemal1in İstanbul Sarayburnu’nda yaptığı konuşmayla açıkladığı Harf Devrimi resmen gerçekleşiyordu.

CEHALETLE SAVAŞ

Ulusun yüzyıllardır kullandığı Arap harflerini öğrenmek hem çok zordu, hem de konuşulan Türk dilini bütün incelikleriyle yazı diline çevirmekte yetersiz kalıyordu. Bunun yanı sıra Türk dili9 gelişme yerine Arapça ve Farsça’dan aktarılan kelimelerle kısırlaşmiş, kimi tutucu çevreler halkın cahil kalması işlerine geldiğinden daha önce yapılmak istenen değişikliklere de  olanca güçleriyle karşı çıkmışlardı. Bunun doğal bir sonucu olarak Arap dil ve kültürünün Türk dilinin üzerindeki egemenliği sürmüş, halk aydınlanma­mış, cahil kalmıştı. Cumhuriyet ilan edildiği sırada milli sınırlar içinde yaşayan 10 milyon insandan ancak yüzde l0’unun okur—yazar olması bunun so­mut bir göstergesiydi.

Latin harflerinin kabulü konusu daha Mustafa Kemal bu devrimi açık­lamadan gündeme gelmiş, dönemin aydınları arasında sert tartışmalara yol açmıştı. Buna karşı çıkanlar ‘islam Birliğinin bozulacağı’, ‘Eski Milli değer ve dini kültür hazinelerinin kaybolacağı’ endişesini taşıyorlardı. Bunlar aynı zamanda Kurn’ın Latin harfleriyle yazılıp yazılmayacağını da tartışma­ya açmışlardı.

Bir “başka görüş öne sürenler ise Latin harfleriyle ikinci (yardımcı) bir alfabe oluşturulmasını, halkın bu iki alfabeyi birden kullanmasını, hangisini, tercih ederse onun geçerli kılınmasını, ancak zora başvurulmamasını istiyorlardı.

Askeri alandaki zaferlerden sonra cehalete de savaş açan Mustafa Kemal, ülkenin içinde bulunduğu gerilikten kurtarılması amacıyla, batı uy­garlığı içindeki bütün ulusların kullandığı ortak harflerin kabulünün şart olduğu inancını taşıyordu. Bu alanda ilk adım 20 Mayıs 1928 günü “uluslar­arası rakamların” kullanılmasına ilişkin yasanın kabulüyle atıldı. Daha son­ra O’nun isteği ürerine Maarif Vekili( Milli Eğitim Bakanı) Mustafa Necati Bey’in başkanlığında 14 kişiden oluşan ‘Yeni Yazı Komisyonu’ kuruldu. Dönemin tanınmış dil bilginlerinin de yer aldığı kurul, çeşitli ulusların alfabelerini inceledikten sonra 41 sayfalık bir alfabe raporu hazırladı. Kurul, yeni harflere geçiş için iki proje hazırlamıştı. Bunlardan biri on beş yıllık, diğeri ise beş yıllık bir geçiş dönemini öngörmekteydi.

Gazi, Dolmabahçe Saraya’nda kendisine sunulan bu önerileri dinle­dikten sonra herkesi şaşırtan şu söyleri söyledi:

– “Bu iş ya üç ayda olur, ya hiç olmaz!”

Çevresindekilerin şaşkın bakışlarla kendisine baktığını görünce devam etti:

Gazetelerde yarım sütun eski yazı kaldığı zaman dahi herkes bu eski yazılı parçayı okuyacaktır. Arada bir harp ,bir iç buhran, bir terslik oldu mu bizim yazı da «Enver’in yazısına döner ,hemen terkolunuverir. ( Harbiye Hazırı ve Başkumandan Vekili Enver Paşa, Birinci Dünya Savaşı yıllarında Arap harflerini Türkçe’ye daha uygun hale getirmek için girişimde bulunmuş, ancak bu girişim yarıda kalmıştı. Gazi sözleriyle bunu kastediyordu).

 

GAZİ DEVRİMİ AÇIKLIYOR

9 Ağustos 1928 gecesi İstanbul, Sarayburnu’ndan yükselen bir ses yeni devrimi halka müjdeliyordu.”Güzel dilimizi ifade etmek için yeni Türk harflerini kabul ediyoruz” diyen Gazi, ulusuna şeyle sesleniyordu: “Yeni Türk harflerini çabuk öğreniniz. Bütün millete, köylüye, çobana, hamala, sandalcıya öğretiniz. Bunu vatanperverlik ve milliyetperverlik biliniz.”

O’nun bu sözleri, Ulusun yıllardır içinde bulunduğu doğu gelenekçiliğinden kurtulup, batıdaki çağdaş medeniyetlere ulaşmasını sağlayacak bir kültür ihtilalini, yani harf devrimini müjdeliyordu.

Gazi bu konuşmasından kısa bir süre sonra 7 ili kapsayan bir yurt gezisine çıktı. Gittiği her kentte, kara tahta başında halka yeni Türk harf­lerini tanıtıyor, halkın yeni alfabeyi öğrenmek için gösterdiği coşku, onu çok mutlu ediyordu. Bu mutluluk O’na bütün yorgunluğunu unutturmaktaydı.
Devrimi savunan gazeteler de, ilk sayfalarında yeni harfleri tanıtmaya bunun yanı sıra yeni harflerle dizilmiş haberlere yer vermeye başlamışlardı•

MİLLET MEKTEPLERİ KURULUYOR

Şimdi sıra devrimin iyice yaygınlaştırılmasına, bir başka deyiş­le ülke çapında yeni Türk harfleriyle okuma—yazma seferberliği açılmasına gelmişti. Bu amaçla Milli Eğitim Bakanlığınca yurt düzeyinde “Millet Mektepleri” ya da “Ulus Dersaneleri” açılması kararlaştırıldı. 24 Kasım 1928 günü yayınlanan   “Millet Mektepleri Teşkilatı Talimnamesi”ne göre, yeni Türk harfleriyle okuma-yazmayı bilmeyen ve hiçbir okula devam etmeyen 14—45 yaş arasındaki her Türk vatandaşı, evinin bulunduğu bölge ya da mahallede açılacak ‘Millet Mektebi’ne devam etmekle yükümlü kılını­yordu. 45 yaşın üstündekilerde bu zorunluluk yoktu ama isterlerse onlar da bu okullara devam edebileceklerdi. Okulun süresi eski harfleri bilen­ler için 2, bilmeyenler için 4 ay olarak öngörülmüştü. Gazi Mustafa Kemal de Millet Mektepleri’nin Başöğretmeni olması yolunda kendisine yapılan tek­lifi kabul etmişti.

Yine talimatnameye göre her ailede bireylerin okuma yazma öğrenmesinden aile reisleri sorumlu tutulmuştu. Bunlar okula devam etmeden yeni harfleri öğrenmiş olsa bile Millet Mektebinde sınava girecekti. Cezaevlerindeki hükümlüler bile unutulmamış, 6 aydan fazla   cezaya çarptırılanlara tahliyesine kadar yeni harfleri öğretmemiş olan cezaevi müdürleri hakkında yasal işlem yapılacağı   hükme bağlanmıştı.

Bu hazırlıklar sürüp giderken bir yandan da alfabe ve kıraat ( okuma) kitapları bastırılıyor. Gazeteler giderek daha fazla yeni harf­lerle yazılmış haberlere yer veriyordu. Basının bu süreçte – eski harf­lerden yeni harflere geçiş sürecinde – yaşayacağı zorluklar da göz önünde tutulmuş, hükümet yurtdışından getirilen yeni harfli matbaa malzemelerinden gümrük vergisi alınmamasını kararlaştırmıştı.

AŞIRI İLGİ

Takvimler l Ocak 1929 gününü gösterirken, Millet Mektepleri çeşit­li yerlerde düzenlenen törenlerle öğretime başlıyordu. İstanbul’daki törende çeşitli okullardan ilcilerin oluşturduğu topluluk Taksim Meydanı’nında toplanmış, Beyazıt’a kadar devam eden bir yürüyüş yapmıştı. Şehir Bandosu ‘Yeni Harfler Marşı’nı çalarken  öğren­ciler coşkuyla söylüyor, çevrede biriken halk da onları alkışlıyordu.

Öğrenciler daha sonra halkı Millet Mekteplerinde okumaya da­vet eden afişleri okunacak bir şekilde göğüslerine sararak istiklal Caddesi-Tepebaşı- Şişhane- Köprü- Ankara Caddesi güzergahından Beyazıt Mey­danı’na ulaşmış, burada yapılan konuşmalardan sonra tören sona ermişti .

Millet Mektepleri’ne ilgi çok büyüktü. Bu okullara devam edenler arasında kimler yoktu ki? Aksakallı dedeler, torunlarıyla, nineler kızlarıyla aynı sıralarda oturuyor, yeni harfleri birlikte öğreniyor­lardı. Gazeteler bu büyük ilgiyi, “Halk, tehacüm (saldırma) şeklinde irfana doğru koşuyor” başlığıyla vermekteydiler. İlk anda yalnız İs­tanbul’da 1208 okul açılmıştı ve bu okullara devam eden 45 “bin kişi­den çoğunu kadınlar oluşturmaktaydı.

Ulus büyük bir susamışlık içinde aydınlığa doğru koşuyordu.

 
SEYYAR DERSANELER

Devrimin Türkiye’nin en ücra köşelerine bile yayılması dü­şünüldüğünden okulsuz köylere seyyar, bugünün deyimiyle gezici ekipler gönderilmişti. Bunlar özellikle doğuda çetin kış koşullarına rağmen at, katır sırtında ya da kızakla ulaştıkları yerlere devrimi götü­ren isimsin kahramanlardı.

Millet Mektepleri’nin baş kitabı hiç şüphesiz alfabeydi. Ama bunun yanısıra Kıraat (okuma) ve Yurt bilgisi dersleri de verilmekteydi. Dersler ise, o zamanlar tatil olan Cuma günleri dışında her gün birer saat olarak veriliyordu. Bunun yanısıra bilgilerini arttırmak isteyenler için aritmetik, tarih bilgisi, coğrafya dersleri de vardı.

Millet Mektebini bitirenlere “Millet Mektebi Şahadetnamesi” adını taşıyan bir belge veriliyor. Ayrıca her okulun birincisine içinde Atatürk’ün imzalı bir fotoğrafı bulunan bir anayasa armağan ediliyordu.

Millet Mektepleri’nden bir yıl içinde 600 bin kişi diploma aldı. 1936 yılına kadar sürdürülen uygulama sonucu bu rakam 2,5 milyonu aştı. Uygulama, genç Cumhuriyetin ilk büyük “Okuma-Yazma” seferberliği olarak tarihe geçti.

HARFLER MARŞI

” HARFLER MARŞI”

Beste: Müzik Öğretmeni Muzaffer Hanım
Güfte: Öğretmen Suat Bey
Seslendirme: Osman Zeki Öngör

Doğdun ani güneş gibi
Sen ey şirin Türk harfleri
Faziletli büyük Gazi
Kavuşturdu bize seni

           xxxx

Bindokuzyüzyirmisekiz
Eylül birde başladık biz

Seve seve çalışarak

Okuyoruz, yaziyoruz

MİLLET MEKTEPLERİ MÜDAVİMLERİNE MAHSUS KIRAAT SÜTUNLARI”

MİLLET Mektepleri’nde öğretim sürdürülürken, devrimin en büyük destekçisi olan gazeteler de, bu okullara devan edenlere okuma alış­kanlığı kazandırmak amacıyla yeni köşeler açmışlardı. Bunlardan Cumhuriyet Gazetesi’nin açtığı köşe “Millet Mektepleri Müdavimlerine (gidip gelenlerine,devam edenlerine) mahsus kıraat ( Okuma) sütunları” adını taşımaktaydı ve burada genelde fıkralar yayınlanıyordu,  işte birkaç örnek;

GÜVERCÎN DİŞİ MİYDİ ?

– Hazreti luh’tm gemisine zeytin dalını getiren güvercin erkek miy­di, dişi mi ?

– Erkek .

– Nereden bildin ?
– Efendim dişi olsaydı mümkün değil ağzını uzun müddet kapalı tutamazdı.

BOĞAZINDAN GICIKLANIRMIŞ

Adamın birini asmaya götürmüşler, tam asılacağı zaman yanında bulunan memurlara demiş ki:

— Aman rica ederim, ipi belimden bağlayınız. Boğazımdan pek gıcık­lanırım.

BOYNUZU NE ZAMAN ÇIKAR

Şehirli iki kız bir köyden geçerken kucağında bir keçi yavru­su götüren bir çobana  rastgelirler. Kızlar çobanı durdurup yavruyu ok­şamaya başlarlar. Kızın biri:

– Aman ne güzel ne sevimli hayvan ama boynuzları yok deyince çoban:

– Boynuzları evlendikten sonra çıkar  cevabını verir.

BELKİ ALTI DAHA İYİDİR

Bir Bektâşiye umtımi ahlakın bozulduğundan bahsederken:

— Böyle giderse dünya yıkılacak alt üst olacak demişler. Bektaşi de;

— Ne biliyorsunuz demiş, belki altı üstünden iyi çıkar!

Yanıt Yazabilirsiniz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post