Ertan Ünal Tarih ve Araştırma Yazıları Uncategorized İstanbul’un Fethi’nin 500.Yılı

İstanbul’un Fethi’nin 500.Yılı

CUMHURBAŞKANI CELAL BAYAR VE  ADNAN MENDERES TÖRENLERE KATILMAMIŞTI

4 Haziran 2003

Ertan Ünal

                           BEŞYÜZÜNCÜ YILA DÜŞEN GÖLGE

İstanbul’un Fethi’nin 500. yıldönümünü kutlama törenleri, halkın beklentilerini karşılamamış, törenleri izleyen binlerce İstanbulu Fatih’in İstanbul’a girişinin 500 yıl sonra ona layık bir şekilde canlandırılmasını beklerken, hayal kırıklığına uğramışlardı. Bu hayal kırıklığını arttıran başka nedenlerde vardı.  Cumhurbaşkanı Celal Bayar ve Başbakan Adnan Menderes   törenlere katılmamıştı. Bayar ve Menderes’in, Yunanlılara gücendirmemek törenlere katılmadığı iddia ediliyordu !

                                   İSTANBUL’un Fethi’nin 500. yıldönümünün, bu büyük olaya layık bir şekilde kutlanması amacıyla ilk proje üretme çalışmalarına savaş bulutlarını Avrupa ufuklarını kararttığı 1939 yılında Cumhurbaşkanı İsmet İnönü’nün isteği ile başlamış, bu amaçla İstanbul Valiliğince bir komisyon kurulmuştu. İkinci Dünya savaşı’nın başlamasına rağmen faaliyetini sürdüren komisyon öncelikle Fatih döneminden kalan ve bir bölümü bakımsızlıktan harap halde olan tarihi eserlerin imarını öngörmüş, ancak bunu için 150 milyon lira gerektiği   belirlenince çalışmalar ‘şimdilik’ kaydıyla durdurulmuştu.

                                   Savaşın ortalarına doğru bu kez Milli Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel başkanlığında yeni bir komisyon oluşturularak 500. hazırlıklarına yeniden başlandı. Uzmanlar tarafından hazırlanan yeni proje neler içermiyordu ki ? Bu, İstanbul’un ve Türkiye’nin tanıtımı için bulunmaz bir fırsattı. Bu nedenle uluslararası nitelik taşıması öngörülüyordu. Dünyanın dört bir yanından davet edilecek ünlü bilim adamlarının katılımıyla Fatih ve istanbul’un fethi konulu konferanslar düzenlecek, bunu yanı sıra Uluslararası İstanbul   Sergisi de açılacaktı. Projeyle surların, Fatih dönemi eserlerinin resterasyonu, İstanbul yakasında kıyı şeridindeki yolların yeniden düzenlenmesi, törenleri izlemeye gelecek tasancı turistler için lüks bir otel yapımı da yeralmaktaydı.

                                   Projenin en ilginç yönlerinden biri de İstanbul’da Olimpiyat  tesisleri kurulması konusuydu. Olimpiyat köyü Topkapı ile Edirnekapı arasındaki alana yapılacak, daha sonrada uluslararası temaslarla 1954 Olimpiyatlarını burada yapılması sağlanacaktı. Böylece 500. yıl şenlikleri bir haftaya sığdırılmayıp geniş bir zaman dilimine yayılırken, Fatih adına düzenlecek olimpiyatların tüm dünya da büyük ilgi çekmesi sporcu ve turistlerinde İstanbul’a akın etmesini sağlayacak, böylece kutlamalar aynı zamanda evrensel boyutlara ulaşacaktı.

KAĞIT ÜZERİNDE KALAN PROJELER

                                   Projelerin kutlama bölümünde ise büyük fethin temsili olarak canlandırılması ve Fatih’in otağını 500 yıl önce kurulduğu yere kurulması öngörülmüştü. Törenlere daha sonra Fatih’in türbesinin bulunduğu Fatih Cami avlusunda devam edilecek, temsili yeniçerilerin yanısıra askeri birlikler ve öğrenciler burada geçit töreni yapacaklardı.

                                   Ancak proje üzerine proje hazırlanmasına, havai fişek gösterilerine kadar herşeyin düşünülmesine rağmen, bütün bunların gerçekleşmesi için ilk adım bir türlü atılamıyordu. Bunu  en önemli nedeni  parasızlıktı. Türkiye gerçi savaşa girmemişti  ama savaşın getirdiği tüm ekonomik sıkıntıları hissetmiş, savunma harcamaları  bütçeyi altüst etmişti. Böyle bir ortamda kutlamalar için 200 Milyon bira ayırmak olanaksızdı. Çözüm bekleyen daha önemli sorunlar vardı.

                                   Proje tasarımcıları mali kaynak olarak çeşitli, mal ve hizmetlere zam yapılmasını, bunu yanısra Fatih Piyangosu düzenlemesini önerdiler ancak bu da kabul görmedi. Hükümet, zaten savaş nedeniyle yükselmiş olan fiyatları indirme, bütçeyi denkleştirme çabası içindeyken yapılacak yeni zamlar kamuoyunu karşılarına almalarına yol açabilirdi.

                                   Projenin mali finansmanı tartışılara dursun, bazı yetkililer de böylesine büyük projenin tüm hiristiyan alemini, özellikle Yunanistan’ı gücendirebileceğini, gelişmekte olan Türk-Yunan ilişkilerine gölge düşürebileceğini öne sürerek itiraz ettiler, daha küçük çaplı  bir kutlama yapılmasını istediler.

                                   Komisyonlar kuruluyor, projeler hazırlanıyor, zamanın hızla geçmesine rağmen bir türlü sonuç alınamıyordu. Bu arada Belediye ve Vakıflar da kendi    olanaklarıyla resterasyon gerektiren tarihi eserlerle ilgilenmeye başlamışlardı ama bazı eserlerin parasızlık  yüzünden sadece cephelerinin onarımı da garip karşılanıyordu. Arada bir basında  500. yıl kutlama hazırlıklarının ne durumda olduğunu soruyor, yetkililerde cevap bekliyordu.

                                   Aradan geçen yıllar boyunca Türkiye çok partili demokratik yaşa geçmiş, yeni kurulan Demokrat Parti 1950 yılında iktidara gelmiş, fetih yıldönümü kutlama programlarına hazırlama görevi  yeni iktidarın omuzlarına yüklenmişti. Yeni iktidar ne yapacaktı acaba ? Şimdi kamuoyunun gözleri onların üzerine çevrilmişti.

SEDAT SEMAVİ’NİN ELEŞTİRİSİ

                                   Kıbrıs sorununa olduğu kadar İstanbul’un 500. fetih yılı törenlerine de sahip çıkan, bu törenlerin Fatih’in şanına yakışır şekilde düzenlemesini isteyen Hürriyet Gazetesi Başyazarı Sedat Semavi 25  Haziran 1951 tarihli gazetede yer alan baş makalesinde şöyle diyordu:

                                   “ Belki hatırlarsınız birkaç sene evvel (1949 yılında yazdığı makaleden sözediyor ) İstanbul’un 500.  Fetih yıldönümü için yapılan hazırlıklardan bahsederken Fatih’in bu eserini ona layık bir şekilde kutluyamayacağımızı ileri sürmüştüm. Vukuat (Olaylar) maalesef bana hak verdi. Kaç seneyi hiçbir şey yapmadan geçirdik. Bu işi öyle bir komisyona havale ettik ki uykudan kendini alamadı ve nihayet toptan istifaya karar verdi. 

                                   Kabul etmeli ki biz harp etmekten başka hiçbirşeyi  beceremiyoruz.  Toplu olarak  güzel döğüşüyor ve harbediyoruz. Fakat herhangi bir işi  beceremiyoruz.

                                   Ben Fatihin Fetih adlı muazzam eserini kutlamak için işin komisyonlara havale edilmeyip mesul bir şahsa güvenilmesi fikrini ileri sürmüştüm. Maalesef ortadaki netice yine beni haklı çıkardı. Bundan sonra milyarlar  döküp gece gündüz çalışsak Fatih’in ruhunu şadedecek bir şey hazırlamamıza imkan yoktur.

                                   Dosta, düşmana kendimizi göstermek ve Türk kabiliyetini tanıtmak için 5 asırda bir gelen fırsatı kaçırdık. Bunun için ne kadar üzülsek yeridir.

ULUSAL DÜZEYDE KUTLANACAK

                                   1953 yılına gelindiğinde  daha ortada gerçekleşen önemli hiçbirşey yoktu. Büyük gün yaklaşırken, bu arada kurulan İstanbul fetih cemiyeti yöneticileri, Vali ve Belediye Başkanı Prof. Fahrettin Kerim Gökay’la birlikte Ankara’ya  yetkililerle görüşmeye gittiler.

                                   Bu görüşme tam bir hayal kırıklığı yarattı. Hükümet adına projeleri inceleyen Dışişleri Bakanı Fuat Köprülü, kutlamaların ulusal düzeyde yapılmasını istedi. Fethin temsili olarak canlandırılması, askeri birliklerin geçit töreni, gece fener alayları ve havai fişek gösterileri, Fatih’le ilgili sergilerin açılması kutlama töreninin belli başlı noktalarını oluşturuyordu.

TÖRENLERE BAYAR’DA MENDERES DE KATILMADI

                                   İstanbul’un fethinin 500. yıldönümü kutlama törenlerine 29 Mayıs 1953 günü Topkapı Surları dışında Ulubatlı Hasan’ın şehit düştüğü burcun karşında Fatih’in otağı kurduğu yerde Vali ve  Belediye Başkanı Fahrettin Kerim Gökay’ın konuşmasıyla başlandı.

                                   Törenlerde Cumhurbaşkanı Celal Bayar yoktu. Bayar, Tam o gün İzmir’e NATO karargahını ziyarete gitmiş,  burada bulunan ve Kore’ye gidecek olan Türk Birliğini denetlemişti.  Törene kısa bir mesaj göndermekle yetinmişti.

                                   Başbakanı Adnan Menderes ise İngiltere Kraliçesi II. Elizabeth’in taç giyme törenlerine gitme hazırlığı içinde olduğu gerekçesiyle törenlere gelmemiş, ya da gelememişti. Menderes, ancak törenler  bittikten sonra İstanbul’a gelecek buradan Londraya hareket edecekti.

                                   Devletin üst düzeyinin böylesine önemli önemli kutlama törenine katılmayışının altında ise Türk- Yunan dostluğun törenler nedeniyle zedelenmemesi görüşü yatıyordu.   Menderes, iktidara geldiği günden beri Türkiye ve Yunanistan arasındaki ilişkilerin geliştirilmesi için çaba harcanmış, bu çabalarıda karşılıksız kalmamıştı. İki devlet aralarına Yugoslavya’yı da alarak 28 Şubat 1953 günü Balkan Antlaşmasını imzalamıştı. Siyasal, toplumsal ve ekonomik alanda yardımlaşmayı öngören anlaşmayı 18 Mayıs günü de TBMM onaylamıştı.  İlişkiler böyle iyiye giderken, törenlere katılmanın dostluğa gölge düşüreceği endişesinin üst düzey iki devlet adamını törenlere katılmaktan alıkoyduğu iddia ediliyordu.

                                   Hükümeti milli Eğitim bakanı Rıfkı Salim Burçak, TBMM’yi 14 milletvekilinin temsil ettiği törende konuşan Gökay “ Bu yalnız askeri bir zafer değil, bir çağ değişmesiydi. Bu çağ değişmesi yeni dünya’ya Türk’ün vicdan ve din hürriyetine, fikir hürriyetine, insanların birbirine karşı saygı ve sevgi hisleri ile yekdiğerini kucaklamasını ilan ediyordu. 500 yıl önce bugün dünyanın halen Birleşmiş Milletler safı altında yapmış olduğu topluluğu Türk Milleti kati ve canlı misali ile dünyanın önüne koymuştur. “ dedi.

                                   Valinin konuşmasından sonra 21 pare top atılarak surlar temsili şekilde bombardıman edildi. Daha sonra Ulubatlı Hasan’ı temsil eden yeniçeri giysili bir kişi surlara Fatih devrine ait  bayrağı dikerken, diğer bir burca da Türk bayrağı dikildi.

BÜYÜK KARGAŞA YAŞANIYOR

                                   Tören yerini dolduran binlerce kişi bu gurur verici tabloyu izlerken programın bundan sonraki bölümü tam olarak uygulanamadı. Neden mi? Bunu dönemin gazetelerinden Hürriyet’ten birlikte okuyalım:

                                   “ Ulubatlı Hasan’ın surlara çıkmasından sonra, Yeniçeri, Mehter  ve Ordu Birliklerinin bir geçit töreni yapması gerekirken sivil ve askeri makamların zamanında tedbir almaması  nedeniyle ortalık bir anda karışmış ve yabancı kordiplomatik, azınlık mensupları, malul gaziler, askeri ve sivil erkanın bulunduğu saha bir anda ana baba günü halini almıştır.

                                   Emniyet ve intizamı temin edecek şahırlar ve bu işleri organize edecek bir merci veya baş bulunmaması nedeniyle kadınlı , erkekli davetliler  ve bilhassa yabancı davetliler bu hal karşısında   şaşkına dönerek Topkapı’ya doğru akan insan seline kendilerini kaptırarak sürüklenmeye başladılar.   Bu arada araba ve vasıtaları olanlar kendilerini bunlara atarak buradan uzaklaşmışlardır. Diğerleri ise tam zamanında yaya kalmışlardır.”

                                   Geçit töreni yapmak için bneklerken bu durum karşısında şaşkına dönen mehteran takımı, yeniçeriler ve askeri birlikler ortada kalmışlardı. Derken orduya ait kamyonlar imdada yetişti ve Fatih’in torunları, 500 yıl önce o’nun ve askerlerinin girdiği yerden , kamyonlarla kente girerek ikinci törenin yapılacağı Fatih Cami avlusuna gitti.

İZDİHAM

                                   Fatih Cami Avlusu da yediden yetmişe, kadın, erkek, genç, yaşlı binlerce İstanbullu tarafından doldurulmuştu. Öyle ki geçit töreni  için adım atacak yer bile yoktu. Güvenlik güçlerini müdahalesiyle düzen sağlandıktan sonra törenlere başlandı. Önce Fatih’in türbesi ziyaret edilerek çelenk konuldu ve saygı duruşunda bulunuldu. Sonra geçit töreni başladı. En önde Fatih’in sancağını, kılıcını taşıyan yeniçeriler yürüyor, onu mehteran takımı, yeniçeriler ve leventler izliyordu. Fatih’in Halice indirdiği donanmayı simgeleyen ve taşkızak tersanelerinde yapılan aslının dörtte biri büyüklüğündeki  kadırga leventler tarafından çekilerek götürüldü.  Onu okullar ve askeri birliklerin geçişi izledi. Bu sırada 300 e yakın fotoğrafçının geçit törenini resimlemek istemesi yüzünden, özellikle   davetlilerin bulunduğu yere  yakın bölgede büyük bir kargaşa yaşandı. Ayaklar altında ezilme tehlikesi atlatanlar oldu.

İŞYERİNİ KAPATMAYANLARA TEHDİT

                                   Törenler sürerken Çarşıkapı, Kapalıçarşı, Mahmutpaşa, Beyazıt semtlerindeki işyerlerine gelen bazı  kişiler yıldönümü törenleri nedeniyle  işyerlerinin tatil edilmesini istediler, aksi halde Üniversite gençliğinin gelip vitrinleri kıracağı  yolunda tehditlerde bulundular. Beyoğlu’nda  işyeri olan bazı Rumlar da telefonla kendilerine yapılan aynı tehdit üzerine işyerlerini kapattılar. Durumun polise bildirilmesine rağmen bu kişiler yakalanamadı.

“ HALK AZAP ÇEKTİ, REZİL OLDUK “

                                   Ertesi gün yayınlanan gazetelerin büyük bölümü, törenlerin düzen ve intizam içinde geçmesini sağlayamayan ilgililere ateş püskürüyor, törenlerin de o büyük ve muhteşem olayı yansıtamadığını öne sürüyordu. Bu konudaki başlıklardan bazıları şöyleydi:

                                   “ 500 yıllık bir tarih çayır güreşi yaptırır gibi bir başı bozuklukla kutlanamaz. Zaten yapılanlar o tarihin layık olduğu şeylere nazaran, pek küçük, pek gülünçtür. “

                                   “ İstanbul’un bu muhteşen yıldönümünü bir fakir ahretlik  düğüne benzettik. Bayramımıza ne devlet reisi katıldı, ne de başbakan kapımızı çaldı. “

                                   “ Fatih’in 500 yıl sonra İstanbula girişinin ona layık bir tasvirini  bekleyenler sukut-u hayale (hayal kırıklığına ) uğradılar. “

                                   “ Programsız ve intizamsız bir  hercümerç içinde cereyen eden  kutlama töreni bir yüz karası halinde idi. “

                                   Hem halk azap çekti, hem ele güne rezil olduk. “

“ TÜRK  HÜKÜMETİNİN BASİRETİ “   

                                   Yunan basınının önde gelen gazetelerinden Kathimerini 30 Mayıs günü “ Türk hükümetinin basireti “ başlığı altında yayınlanan baş yazısında özetle şöyle diyordu:

                                   “ Türk Hükümetinin İstanbul’da dün yapılan şenliklere iştirak etmemek hususundaki kararı büyük bir basiret eseridir. İstanbul’un fethi, şimdi ki Türk-Yunan ilişkilerine hiçbir surette zarar veremez. “ Bu Türk basınının önde gelen kalemlerin törene katılmadıklartı için eleştirdiği Cumhurbaşkanı ve Başbakana, Yunanlılar tarafından yapılan bir övgüydü.

                                   Ancak Türkiye’deki tepkiler bu kadarla kalmadı, CHP Mardin Milletvekili Kamil Boran TBMM Başkanlığına bir sözlü soru önergesi vererek, Başbakan  Adnan Menderes’ten, bu büyük günün neden gereği gibi kutlanamadığı sorusunu cevaplandırmasını istedi.

                                   Ardından Sedat Semavi 10 Haziran 1953 tarihli “ Menderesle  hasbıhal “ (sohbet )  başlıklı başyazısıyla olaya son noktayı koydu:

                                   “ … Evvela şu Yunan meselesinden başlayalım. İstanbul’un beşyüzüncü  fetih yıldönümü, Yunanlıları gücendirmemek için hükümet olarak kutlamadınız. Bu siyasi hayatınızda yapabileceğiniz en büyük gaf olmuştur. “

ÜNLÜ KALEMLERDEN İZLENİMLER

                     İSTANBUL’un fethi’nin 500. yıldönümünü kutlama törenleri, basında geniş yer bulmuş, dönemin ünlü kalemleri törenleri, bu büyük günü layıkıyla yansıtmadığı, sönük ve düzensiz geçtiğini belirterek eliştirmiş, devletin üst kademesinin törenlere katılmayışını ise Yunanistan’ı gücendirmemek düşüncesine bağlamışlardı.

                     Yeni Sabah Gazetesi’nin 30 Mayıs tarihli sayısında “ Bir fiyasko “ başlığı altında imzasız  yayınlanan  baş yazıda özetle şöyle deniliyordu:

                     “ Türkün bu derece büyük bir bayramın bu kadar sönük hale getirilmesi tarihimize ve mazimize karşı işlenmiş en büyük veballi (günah ) bir harekettir. Hele Cumhurreisimizin bu kutlamaya katılmaktan çekinmeside mevcut halk teessürünü arttırmıştır. Muazzam bir tarih küçük ellerde ufaltılmış ve cüce bir hale getirilmiştir.

                     Bundan yalnız Fatihin ruhu değil, bütün İstanbul ve Türk halkı derin ızdırap ve elem duymuştur. Bu elemi ifade etmeyi biz gazete olarak kendimiz için borç biliyoruz. “

                     “ BÖYLE Mİ OLACAKTI? “

                     Vatan Gazetesi’nin 31 Mayıs tarihli sayısındaki başyazısında Ahmet Emin Yalman “Böyle mi  olacaktı ? “ başlığı altında şunları yazmıştı:

                     Yıllardır devam eden konuşmalardan ve hazırlıklardan sonra fethin  beşyüzüncü yıldönümü böyle mi kutlanacaktı ? Vakarlı (Onurlu) bir tarihi tezahür (görünme ) diye meydana çıkarabileceğimiz eser bundan ibaret mi olacaktı ?

                     29 Mayısta görülen intizamsızlık manzarası karşısında her İstanbullu ve her Türk derin bir elem ve üzüntü duymuştur. Öyle temenni edelim ki bu acı tecrübe hepimize devamlı şekilde ders olsun ve bu gibi milli meseleler hakkında karar verecekler ve tedbir alacaklar daha iyi seçilsinler ve kendi mesuliyetleri altında kararlar vermek ve bunları yürütmek selahiyetine sahip olsunlar. “

“ BEŞYÜZÜNCÜ YIL KUTLANIRKEN “

                     Cumhuriyet’in 29 Mayıs tarihli sayısında “ Beşyüzüncü yılı kutlarken “ başlığı altında özetle şu satırlar yeralıyordu:

                     Bugün İstanbul’un 500. yılını kutluyoruz. Bu kutlama tören bakımından İstanbul’un Fethinin muazzam tarihi ehemmiyeti ile mütenasip bir şekilde olmadığı gibi Türk İstanbul’un büyük ve eşsiz kıymetine de uygun değildir. Fakat törenlerin  sönük ve zayıf olmasına mukabil bütün  Türklüğün ruhundaki İstanbul aşkı alev alev yanmaktadır. Her Türk yüreğinin ta içinden Fethi Mübin’i kutlamakta, her Türk Fatih Sultan Mehmet’in huzurunda taziz (şerefli, kutlu kılma ) ve tekrim (saygı gösterme ) duyguları, minnet ve şükran hisleriyle eğilmektedir. Kahraman Fatih’i “ Türbendir en azimi fethettiğin diyarın “ diye hürmetle anarken onun yüce mertebesine layık bir kutlama yapamadığımız için üzülüyor, teessür duyuyoruz. Ve aziz hatırasından, büyük ruhundan özür dileyerek Abdülhak Hamit gibi (Affeyle bu kusurun sen ol günahkarın ) diye niyaz ediyoruz”

“ BÜYÜK BAYRAMIMIZ “

                     Hürriyet Gazetesi Başyazarı Sedat Semavi’nin 31 Mayıs tarihli gazetede yeralan başmakalesi ise özetle şöyleydi:

                     Belki hatırlarsınız rahretli Mareşal Çakmak öldüğü zaman efkarı Umumiye’nin (Kamuoyunun) arzusuna rağmen o zaman iktidarda bulunan CHP kıymetli mareşalden son ihtiramı (saygıyı ) esirgemişti. Ben o zaman Avrupadaydım. Gazetelerden o sönük merasimi halkın nasıl parlak bir nümayişe çevirdiğini takip etmiş ve kendi kendime ‘ İşte bugün Halk Partisi İstanbul’da seçimleri kaybetti ‘ demiştim.

                     Evvelki gün de İstanbul’un 500. Fetih yıldönümünü kutladık. Kadırga yerine bir sandal sürüdük. Takma bıyıklı yeriçeri ve levent mukallitleri (Taklitçileri) dolaştırdık ve nihayet bunun  isminide beşyüzüncü      Fetih yıldönümü koyduk.

                     Bun bütün bunları radyoda dinlediğim zaman halkın istediği bayramı yapamadığımızdan dolayı yine kendi kendime ‘ Bu sefer Demokrat Parti İstanbul’da seçimi kaybetti ‘ dedim. Akıllı olan bir parti böyle bir günde milletin gönlünü fethederdi. Aksini yapmak ise akıntıya kürek çekmekten farksızdır.

                     Öyle bayramlar vardır ki bunları hükümetler millete    yaptırmak isterler. Yine öyle bayramlar vardır ki bunlar da milletin malı olmuştur. Hükümetler ne derlerse desinler milletler onu   behemehal kutlarlar. İşte İstanbul!un Beşyüzüncü  yıldönümü bayramını da hükümetimizin istememesine rağmen milletimiz çoşa çoşa kutlamıştır.”

SEZAR’IN HAKKI SEZAR’A”

                     Ecvet Güresin ise 30Mayıs tarihli  Vatan’daki köşesindeki şu görüşe yer verdi :

                     “500. Fetih yılını dün kutladık.

                     Tebrikler. Bilhassa Vali Profesör Gökay’a geçmiş olsun..

                     Bu ateşin karşısında şişi de kebabı da yakmadan   dayanabilmek hani her babayiğitin karı değildir”

İSTANBUL’DA KUTLAMALAR YAPILIRKEN YUNANİSTAN’DA BİR HAFTALIK YAS İLAN EDİLDİ

                     İstanbul’un Türk Ordusu tarafından fethiyile Bizans İmparatorluğunun sona ermesinin 500. Yıldönümü münasebetiyle Yunanistan’ın her yöresinde, özellikle Atina, Pire, Selanik, Yanya ve Patras gibi büyük şehirlerinde yas törenleri yapıldı. Atina Katedralinde Yunan Kilisesi Reisi ve Atina Baş metropoliti Spirido’nun başkanlığında “ Şehirlerin Kraliçesinin son savunucusu, Helenlerin sadık kral ve İmparatorları Konstantin’in hatırasına ithaf edilen bir ayin yapıldı. Ayine siyasi parti temsilcileri, esnaf meslek sendikaları temsilcileri, saray ve hükümet erkanı ile binlerce kişi katıldı. Yasın bir hafta süreceği bildirildi.

“VATANDAŞIN TEPKİSİ”

“YAZIKLAR OLSUN SİZE ! “

                     İstanbulŞemsipaşa  24 numarada oturan İ.Canmert törenlerden sonra Hürriyet Gazetesine gönderdiği mektupta kutlama hazırlıklarını yürütenlere seslenerek şöyle yazmıştı:

                     “ Senelerden beri, aylardan beri hazırlanıp İstanbul halkına sunulan  program bu mu idi? Yazıklar olsun  size. Yüzlerce halk bugün yol boyunca size lanetler etti. Bu yazılarımı  oraya giden halk tabakasından  tanıdıklarınız varsa lütfen sorun. Bende bir İstanbul’lu ve bir vatandaş olarak heyetinize teessüfler eder, bir daha beceremeyeceğiniz işlere katılmamanızı tavsiye ederim.”

                     “ALLAHTAN TURİST GELMEDİ “

                     Serbest meslek sahibi Adnan Ersözlü de gazetecilerin sorusu üzerine şunları söylüyordu:

                     Senelerdir lafını eder, duruduk. İşte o da geldi, geçti. Allahtan memlekete turist falan gelmemişti, yoksa elaleme rezil olacaktık. Neydi efendim o karmakarışık ? Böyle bir kutlamalardan herhalde Fatih’in ruhu istediğimiz kadar şadolmamıştır. Herişin bir kompetanı vardır. Bizim de bu işi ona havale ettirmemiz gerekirdi. Yazık oldu. “

GÜLHANE’DE SULUKULE EKİBİ, TAKSİM’DE YUNUS EMRE ORATORYOSU

                     İSTANBUL’un Fethi’nin 500. Yıldönümü nedeniyle İstanbul’da toplumun her kesiminde insanlara hitap eden etkinlikler düzenlenmesi için çaba harcandı.

                     Kültürel etkinliklerde ilk sırayı 29 Mayıs günü İstanbul Üniversitesinde düzenlenen konferans aldı. Rektör Ord. Prof. Kazım İsmail Gürkan , Ord. Prof. Mükrimin H. Yınanç ve Prof. Hamit Ongunsu’nun konuşmalarını kalabalık   bir izleyici kitlesiyle birlikte Rum Ortodoks Patriği Athenegoran da izledi. Aynı gün Çinili Köşkte “ Fatih Müzesi “ Kuyucu Murat Paşa Medresesinde “ Fatih devrine ait resim sergisi “ , Üniversite Profösörler evinde “ Fatih devri Yazma Kitapları sergisi, Tıp Tarihi Enstitüsünde “ Fatih devri İlim ve Sanatı “ sergileri açıldı. Edebiyat Fakültesinde de 6 gün sürecek “Fatih semineri “ düzenlendi.

HAVAİ FİŞEK GÖSTERİLERİ

                     Gece İstanbul’un surları, hisarları ve büyük camileri baştan başa ışıklandırılırken, denizde fener alayları, karada ise havai fişek gösterileri düzenlendi. İlki Sarayburnu’nda yapılan bu gösterilerde İstanbul Fatih Cemiyeti’nin uçakla Almanya’dan getirttiği 7 ton havai fişek kullanıldı. Denizde ise Donanma, Denizcilik Bankası, Denizcilik Kulüpleri tarafından organize edilen fener alayına yüzlerce tekne katıldı. Fener alayı Dolmabahçe önünden başlattığı gezisini Beylerbeyi- Üsküdar- Kadıköy rotasıyla dolaşıp Sarayburnu’nda sona erdirdi.   

                     Bu arada Belediye Tiyatrolarında da çeşitli etkinlikler yapıldı. Dram Tiyatro’sunda “ Fatih “ adlı oyun sergilenirken, Komedi Tiyatrosu’nda geleneksel “ orta oyunu “ oynandı. Buna, Ulusal ve yerel folklor ekiplerinin Kadıköy’deki Süreyya Sineması bahçesi ve Suadiye plaj gazinosundaki gösteriler izledi.

                     Kutlama programı hazırlanırken sportif etkinlikler de  unutulmamıştı. Hafta boyunca “ Fetih Güreşleri “ “ Fetih Kupası “ At yarışları ve futbol turnuvası düzenlendi. O zaman ki Mithatpaşa Stadyumu olan İnönü stadında askeri okullar jimlastik gösterileri yaptı.

SULUKULE VE OROTORYA

                     30 Mayısın aynı zamanda Bahar ve Çiçek Bayramına denkl gelmesi nedeniyle Gülhane Parkı’nda da çeşitli eğlenceler düzenlendi. Şenlikler, Taksim’den hareket eden bir deve kervanının Gülhane Parkı’na varmasıyla başladı. Burada gece Sulukule’den gelen ekipler gösteri yaptı, Şehir Orkestrası ve İncesaz takımının konserleri de ilgiyle izlendi. Aynı gece Taksim Belediye Gazino’sunda ise seçkin bir davetli topluluğu huzurunda Cumhurbaşkanlığı senfoni Orkestrası tarafından “ Yunus Emre Orotoryası “ icra ediliyordu.

BASINDA YILDÖNÜMÜ

                     İstanbul Basını, yıldönümü için özel ilaveler, verdi ve kutlamaları genişçe yayınladı.Kimi gazetelerde eleştri dozu yüksek tutularak Fatih’in şanına layık kutlama yapılmadığı, kutlamalara genel bir  düzensizlik ve kargaşanın hakim olduğundan sözedildi.

                     Bu arada İstanbul Fatih Derneği, 500. yıl kutlamalarına anısına yayınladığı çeşitli kitaplarla Fatih ve dönemine ışık tuttu. Ünlü tarihçilerin hazırladığı eserler beğeni ve taktir topladı.

                     Dergi Dünyasının ağır toplarından Resimli Hayat, Hafta, 20. Asır ve diğerleri 500. yıl kutlamalarına özel hazırlattıkları sayılarla  katılarak tarihe belge niteliğinde dergiler bıraktılar.

PUL, ALTIN VE SİGARA

                     PTT, 500. yıl anısına 12 puldan oluşan bir seri çıkardı. Pulların değeri 5 kuruşla 2 lira arasında değişmekteydi.

                     Bunun yanısıra üzerinde Fatih’in resminin bulunduğu, İstanbul’un çeşitli köşelerini gösteren 500. yıl kartpostalları, Fatih Madalyonları ve bir banka tarafından da Fatih Altını çıkarıldı. Tekel’de , üzerinde Fatih’in resminin yeraldığı, 25 sigaralık özel bir sigarayı piyasaya sürdü.

                     Fatih şehitleri için Fatih camiinde okunan mevlidi çok sayıda İstanbul’lu izlerken , resmi  kutlamalar 6 Haziran gecesi Dolmabahçe Sarayında verilen balo ile kapandı. Ve 500. yıl Kutlamalarıda tarih sayfalarındaki yerini aldı.

Yanıt Yazabilirsiniz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post