1933 TÜRKİYE’SİNDE MİLLİYETÇİ BİR GENÇLİK HAREKETİ
Nisan 2003
Ertan ÜNAL
FRANSIZ MÜDÜRÜN TÜRKÇE KONUŞMA YASAĞINI PROTESTO
“ TÜRKİYE’DE TÜRKÇE KONUŞULUR “
İSTANBUL’DA ‘ ÖZDİL ‘ İÇİN GENÇLERDEN PROTESTO EYLEMİ
“ TÜRKİYE’DE TÜRK DİLİ HAKİMDİR.”
İstanbul’da Wagon-Lits ( yataklı Vagonlar ) Şirketi Müdürünün işyerinde Türkçe konuşmayı yasaklaması ve Türkçe konuşan bir memuru işten çıkarması üniversite gençliğini galeyana getirmiş, gençler 25 Şubat 1933 günü şirketin Beyoğlu ve Karaköy’deki acentalarını taşlamış ve tahrip etmişti. Cumhuriyetin Onuncu yılı’nda meydana gelen olay, kendisini hala kapitülasyon döneminde zanneden ve Türkçe’yi hakir gören bir zihniyeti protesto amacını taşıyordu.
Türkiye’de , Cumhuriyetin ilanından sonraki ilk büyük gençlik hareketi 25 Şubat 1933 günü İstanbul’da meydana gelmiş, Darülfünun ( Üniversite ) gençliği, Wagon-Lits ( Yataklı vagonlar ) Şirketi’nin Beyoğlu ve Galata’daki acentalarını basarak “ Türkiye’de Türkçe konuşulur “ sloganları arasında tahrip etmişti. İstanbul’da büyük heyecan yaratan olayın nedeni ise acenta müdürünün işyerinde çalışan türkçe konuşmayı yasaklaması, bu yasağa aykırı hareket eden bir Türke hakaret edip işten uzaklaştırmasıydı.
“ ÜLKEMDE TÜRKÇE KONUŞULUR”
Gençlerin büyük tepkisine yolaçan olay ise 23 Şubat 1933 günü şirketin Beyoğlu’nda Tokatlıyan Oteli’nin altında bulunan acentasında gerçekleşmişti. O gün, acentaya gelen bir müşteri memurlardan Naci Bey’e başvurarak akşam kalkacak Ankara treninde yataklı vagonda yer olup olmadığını sormuş, olmadığını öğrenince israr etmişti. Naci Bey de müşterinin israrı üzerine belki yer bulunur umuduyla telefona sarılıp şirketin Galatadaki acentasını aramıştı. Naci Bey doğal olarak konuşmaları Türkçe yapmaktaydı.
Ancak bu konşma acenta müdürlüğüne yeni atanmış olan Mr. Jannoui’nin dikkatini çekmişti. Önce diğer memurlara Naci Bey’in hangi dili konuştuğunu sordu. Onlardan “ Türkçe “ cevabını alınca sinirlenerek Naci Bey’i yanına çağırdı ve “ Burada resmi lisanın Fransızca olduğunu bilmiyormusunuz ? Size sopa ile mi davranmalı “ diye bağırdı.
Müdürün bu sözlerine üzülen, ancak kendisine hakim olmayı başaran Naci Bey ise kısaca şu cevabı verdi:
“ Ben Türküm. Ülkemde resmi lisan Türkçedir. Hatta siz bile Türkçe öğrenmelisiniz. “
Olayın bundan sonrasını o günün gazetelerinden okuyalım :
“… Bu cevap müdür efendiyi büsbütün hiddetlendirmiştir. Önce kabahatsiz memura 10 lira nakdi ceza vereceğini gene aynı hakaretamiz tavırlarla bildirmiş, Naci Bey’in :
“ Niye ceza veriliyor, kabahatim nedir ? Memleketimde Türkçe konuşmak hakkımdır. “ şeklindeki sözlerine karşılık cezayı daha da arttırmış, “ sizi 15 gün için kovuyorum “ diye bağırmıştır. Naci Bey’de şapkasını alıp bir tek kelime bile söylemeden çekip gitmiştir.
Hadise hazır bulunan diğer memurları da müteessir ettiği için müdüre gitmişler ve yaptıkları hareketin doğru olmadığını, arkadaşları hakkında verilen kararın geri alınmasını istemişlerse de aldıkları cevap şu olmuştur:
– “ ya ben giderim, yahut da o ! “
Olay, yataklı vagonlar şirketinin temsilciliğine de aksetmiş, fakat bu küstahlıkla alakadar olabilecek hiçbir hareket görülmemiştir…..
GENÇLERİN BÜYÜK TEPKİSİ
Kapitülasyonlar döneminin geride kaldığı, Türkiye Cumhuriyeti’nin Onuncu Yılını kutlama hazırlıklarının başladığı günlerde meydana gelen bu olay gazetelerde geniş yer bulunca kamuoyunda büyük bir tepkiye yolaçtı. Özellikle üniversiteli gençler arasında öfke son haddini buldu. Gençler aralarında yaptıkları toplantı da, “ Memleketin mukaddesatına hakaret eden “ Şirket Müdürü Jannoui’nin bu tutumunu protesto amacıyla büyük bir miting yapmaya karar verdiler. Gençlerin bu kararını öğrenen hocalar, derslerde vazgeçmelerini önerdilersede dinleyen olmadı.
25 Şubat günü öğleden sonra gençler tramvay ve otobüslerle akın akın Taksim’e , oradan da Beyoğlu’na gelmeye başladılar. Kısa sürede toplanan kalabalık binlerle ifade edilebilecek rakamlara ulaştı. Genşler burada atlı polis barikatını aştıktan sonra Beyoğlu’na, acentanın bulunduğu yere doğru yürüyüşe geçtiler. Gençlerin bir öfke seli halinde geldiğini öğrenen Mr. Jannoui memurlara izin vermiş, kepenkleri alelacele indirttikten sonra ortadan kaybolmuştu.
İstiklal Caddesini hınca hınç dolduran kalabalık nedeniyle tramvaylar da yerde kalmışlardı. Gençlerden biri bu tramvaylardan birinin üstüne çıkarak hareketlerinin amacını açıkladı : Türkiye bir sömürge değildi, Türkiye’de Türkçeden başka bir dilin hakimiyeti sözkonusu olamazdı.
Bu sözler üzerine büsbütün coşan gençler ellerine geçirdikleri taşlarla acentayı taşlamaya başladılar. Öfkeyle sıkılmış avuçlardaki irili ufaklı taşlar, kepenklerin üzerine yağmur gibi yağıyor, çıkan gürültü gençlerin “ Türkiye’de türkçe konuşulur “ bağırışları arasında kaybolup gidiyordu.
Gençler, daha sonra kapalı kepenkleri kaldırarak içeri girdi. Burada şirkete ait eşyalardan bazıları tahrip edilirken, duvarda asılı duran Atatürkün fotoğrafı “ Bu müessese bu resmi asmaya layık değildir” sözleriyle saygıyla indirildi ve dışarı çıkarıldı.
“ DİL UZATANLARIN DİLİ KURUSUN “
Heyecan içinde olmalarına rağmen aynı binada şirketi acentasının yanıbaşında bulunan iki yabancı şirketin bürosunun camlarına bile dokunmayan, en ufak bir hasar yapmayan gençler dışarı çıktıklarında karşılarında polis ve itfaiyeyi buldular. Ancak polisin çabaları sonuç vermedi. Gençler kurulan barikatı aşarak – İtfaiyenin üzerlerine sürekli su sıkmasına rağmen – “ Türkiye’de Türk dili hakimdir “ diye bağırarak Karaköy’e inip burada bulunan şirket acentasını da taşladılar. Daha sonra yollarına devam edip Cağaloğlu’na geldiler. Gençler burada ellerindeki Atatürk fotoğraflarını Halkevine teslim ettikten sonra gazete idarehanelerini dolaşmaya başladılar Cumhuriyet Gazetesi önüne gelindiğinde yazarlardan Peyami Safa’nın “ Türk diline dil uzatanların dilleri kurusun “ diye bağırması gençleri iyice coşturdu. Gençler bu arada, olaya güzellik yarışması kadar yer ayırmayan bazı gazeteleri kınayıcı sloganlar attı.
“ TÜRKÇE ÖĞRENİYORUM”
Olaylardan sonra sanık oldukları iddiasıyla polis tarafından yakalanan 20 genç ilk sorgularından sonra serbest bırakıldı. Şirketin Karaköy merkezinde 1500, Beyoğlu acentasında ise 3 bin liralık zarar meydana geldiği saptandı.
Gençlerin protestosu yurt çapında ses getirdi. Diğer illerdeki gençler de çektikleri telgraflarla onları desteklediklerini bildirirken, Türkiye’de Türkçeyi mutlak hakim kılmak için bir “ Dil Mücadele Cemiyeti” kurulması kararlaştırılıyordu.
Olaylar yatıştıktan sonra ortaya çıkan Mr. Jannoui gazetecilere yaptığı açıklamada, işyerinde Türkçe konuşmayı yasaklamadığını öne sürerek kendisini şöyle savundu:
“ Mevzubahis memuru bir müşteri ile sert bir tavırla konuşurken gördüm. Müşteri hoşnutsuzluğunu izhar ediyordu. O zaman meseleyi bana anlatmasını söyledim. Memur şu cevabı verdi: ‘ Burası Türkiye’dir. Ben Türkiye’de başka lisanla konuşmam. ‘ Bunun üzerine memura 10 lira ceza verdim. Bana bu cezayı vermeyeceğini söyledi. Bunun üzerine kendisine 15 gün muvakkat mezuniyet (geçici izin ) verdim. Fakat çalışkan bir memur olduğu için cezayı bir haftaya indirdim. Memur şapkasını giydi ve gitti.
Hadise bundan ibarettir. Benim Türkleri sevmediğimi söylüyorlar. Tamamen asılsızdır. Nitekim şimdi Türkçe öğreniyorum. “
Ancak Mr. Jannoui’ye türkçeyi öğrenmek kısmet olmadı. Hakkında açılan adli takibat sürerken Şirketin Paristen gelen müfettişleri, yaptıkları soruşturma sonucu davranışlarını hatalı bularak ona işten el çektirmiş, bu arada Naci Bey de görevine iade edilmişti.
Gençlik ise , ilerleyen yıllarda da her milli davada sesini yükselterek, ağırlığını koyacak, halkın duygularına da tercüman olacaktı.
YUNUS NADİ’NİN YORUMU
“ KAPKARA CAHİL BİR ZİHNİYET
CUMHURİYET Gazetesi Başyazarı Yunus nadi 26 Şubat 1933 tarihli gazetede “ yataklı Vagonlar İdaresindeki hadise “ başlığı altında yayınlanan makalesinde olayı anlattıktan sonra özetle şöyle diyordu :
“ Türkiye’de çalışan hiçbir müessese burada illa filan dil konuşulur diye iddia edemez. Bu , kapitülasyonları ilga eden (yürürlükten kaldıran ) Türkiye’ye mahsus bir hal değildir. Bütün dünyanın medeni ve müstakil her memleketinde cari olan ve öyle cereyanı da pek tabii bulunan bir haldir.
Medeni ve müstakil her memlekette yabancı dillere sadece müsamaha olunur. O kadar. Yoksa herhangi yabancı dilin herhangi medeni ve müstakil bir memlekette değil, böyle yataklı vagonlar idaresi gibi umuma mahsus bir merkezinde, hatta yataklı vagonun birkaç kompartmanında dahi kendisine mahsus bir hakimiyet iddia edilmesine asla ve kat’a (hiç) müsamaha olunamaz.
Yataklı vagonlar Şirketi’nde Fransızca da konuşulabilir. Fakat orada Türkçe konuşmanın memnuiyetini (yasaklanmasını ) farzetmek sadece mecnunluk veya ahmaklıktır. İşte bu basit kaideyi bilmeyen kapkara, cahil bir zihniyet ammenin vicdanını tahriş eden münasebetsiz bir hareket irtikap eylemiştir. ( Kötülük etmiştir. ) Dünkü nümayişlerde biz bu acı hakikatı temaşa eyledik. “
1933 ‘ DE NELER OLDU
MİLLİYETÇİ Gençliğin İstanbul’da gerçekleştirdiği protesto gösterilerinin öncesinde ve sonrasında da Türkiye’de hareketli günler yaşanıyordu. Cumhuriyetin Onuncu Yıl coşkusunun tüm yurdu sardığı günlerde Bursa’da meydana gelen olay da bunlardan biriydi. Ezanın Türkçe okunmasını protesto eden 100 kişilik bir grup Ulucami’den vilayete doğru yürüyüşe geçmiş, burada emniyet güçleri tarafından yürüyüş engellenerek elebaşları ve tahrikçileri yakalanmıştı. Olay çıktığı yurt gezi sırasında Afyon’da öğrenen Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, gezi programını iptal ederek Bursa’ya gelmiş, burada yaptığı açıklamada “ Meselenin mahiyeti esasen din değil, dildir. Kati olarak bilinmelidir ki Türk milletinin milli dili ve milli benliği bütün hayatına hakim ve esas kalacaktır. “ demişti. Olayın sanıkları Çorum’da yargılanarak çeşitli cezalara çarptırılacaktı.
İLK İSTANBUL- ANKARA SEFERİ
3 Şubat günü ise yolcu taşımacılığında yeni bir çığır açılıyor, gayriresmi olarak Ankara-İstanbul arasında ilk ‘ Hava Postası ‘ sefere başlıyordu. Başkent ve İstanbul havayoluyla birbirine bağlanırken bu ilk seferlerden birinde meydana gelen olay yine gündemde yeraldı. Ankara’dan İstanbul’a gelmekte olan uçak sisten yolunu şaşırınca önce İznik gölüne inmeye çalışmış, yolculara korkulu dakikalar yaşattıktan sonra Bursa Havaalanına mecburi inişi gerçekleştirmişti. İniş sırasında uçaktaki üç Amerikalı ve bir hanım yolcunun burunları bile kanamamış, daha sonra İstanbul’a götürmüşlerdi.
NAZİRE HANIM TÜRKİYE GÜZELİ
Cumhuriyet Gazetesi’nin düzenlediği güzellik yarışması 1933’ün bir başka etkinliği oldu. 9 Şubat güünü Tokatlayan salonlarında yapılan yarışma da Vali ve Belediye Başkanı Muhittin Üstümdağ’ın başkanlığındaki ‘ hakem Heyeti ‘, 4 saat süren bir toplantıdan sonra 28 yarışmacı arasından Nazire Hanım’ı Türkiye Güzeli seçti. Ancak 21 yaşındaki Nazire Hanımın Türkiye Güzeli seçilmesi ortalığı karıştırdı. Dönemin büyük gazetelerinden Akşam, Milliyet ve Vakit , halkın Feriha Hanımı güzel seçtiğini belirterek sonuca itiraz ettiler. Cumhuriyet Gazetesi ise buna sert bir cevap verdi. Gazeteler arasında bu nedenle başlayan yazılı düello günlerce sürdü.
7 GÜN DOĞUYOR
“ Herşeyden bahseden, haftalık halk ve aile mecmuası “ 7 Gün, 15 Mart’ta yayım hayatına başladı.Sedat Semavi’nin çıkardığı dergi, içeriği dönemin ünlü yazar ve çizerlerinin eserlerine yer vermesi, aktualiteyi yakından izlemesi nedeniyle kısa sürede tutuldu ve 40-50 bin gibi yüksek tirajlara ulaştı. Aziz Nesin’den Sabahattin Ali’ye, Ahmet Naim’den Sait Faik’e kadar birçok edebiyatçının ilk ürünlerinin yayınlandığı dergi tam 18 yıl ve 911 sayı yayınlandıktan sonra 1950 yılında kapandı.
İSTANBUL’DA OLAY
Bulgaristan’ın Deliorman Bölgesindeki Razgrad kasabasında, bir grup Bulgar Milliyetçisinin Türk Mezarlığına saldırıp bazı mezarları tahrip etmesi Türkiye’de büyük tepkiye yolaçarken, Milli Türk Talebe Birliği yasal bir mitingle olayı protesto etmek istedi. Ancak Valilik izin vermeyince, öğrenciler 20 Nisan günü Maçka’da Bulgar Konsolosluğu önünde izinsiz bir gösteri düzenlediler. Burada Arkadaşlarının yaptığı konuşmaları dinleyen gençler daha sonra güvenlik güçlerinin kurduğu barikatları aşarak Feriköy’deki Bulgar Mezarlığına doğru yürüyüşe geçtiler. Buradaki Jandarma engelini de aşan gençler getirdikleri siyah çelengi mezarlığa bıraktılar. Olaydan sonra gözaltına alınan 80 gençten bir kısmı serbest bırakıldı, haklarında dava açılanlar ise 29 Ekim’de çıkarılan genel aftan yararlandılar.
ÜNİVERSİTEDE DEVRİM
4 Haziran güünü edebiyat dünyası acı bir kayıpla sarsıldı. “ Göl Saatleri “ nin şairi Ahmet Haşim İstanbul’da 49 yaşındayken geçirdiği rahatsızlık sonucu hayata gözlerini yumdu. Modern Türk şiirinin öncülerinden olan Ahmet Haşim, binlerce kişinin katıldığı törenle Eyüp’te toprağa verildi.
1 Ağustos günü ise tarihe “ Üniversite” reformu “ olarak geçen olay gerçekleşiyor, İstanbul Darülfünun’u kapatılıp yerine Milli Eğitim Bakanlığına bağlı ‘ İstanbul Üniversitesi ‘ açılıyordu. Bu arada Darülfünün’da görevli 240 öğretim üye ve yardımcısından 157’sinin görevine son veriliyor, yeni bir kadro oluşturulması çalışmalarına başlanıyordu.
Ama 1933’e damgasını vuran en büyük olay Onuncu Yıl kutlamaları oldu. Türk ulusu, Cumhuriyetin Onuncu Yılı’nı 3 gün 3 gece süren şenlikler ve törenlerle kutlanırken geleceğe güvenle bakıyordu.
TÜRKİYE’DE 48 YIL HİZMET VERDİ
ULUSLAR ARASI bir şirket olan Wagon-Lits, ilk kez 1924 yılının Ağustos ayında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in izniyle İstanbul- Ankara arasında yataklı ve yemekli servise koydu. İstanbul’da bulunan birçok elçilik, Ankara’nın Başkent ilan edilmesine rağmen henüz buraya taşınmadığından sık sık kente gidip gelmekte, bu yolculuklarında da treni tercih etmekteydiler. Bunun yanısıra karayolları da henüz gelişmediğinden devletin ileri gelenleri, politikacılar da trenin yolcuları arasındaydılar. Yolcular özellikle yürüyen lokanta olan Vagon Restoran’ın gedikli müşterileri olmuşlardı. Burada Fransız mutfağının seçkin örneklerinin yanısıra her türlü içki de servise sunulmaktaydı. Servisin kalitesi, tanınmış aşçıların yaptığı yemeklerin güzelliği, kısa sürede duyuldu ve yataklı-yemekli trene ilgi arttı. Başlangıçta İstanbul- Ankara arası haftada iki gün ( Salı ve Cumartesi ) bir yataklı ve bir yemekli vagonu servis koyan şirket bu sayıyı haftada üçe çıkardı.
40 YILLIK İMTİYAZ
1926 Yılında Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’in isteğiyle , şirkete 40 yıl boyunca yeni kurulan TCDD’nin yataklı ve yemekli vagonlarını işletme ayrıcalığı tanındı. Bu tarihte şirketin filosunda herbiri 16 ranzalı tik ağacından yapılma 5 ahşap yataklı vagon bulunmaktaydı ve bunlar İstanbul- Ankara arasında çalıştırılmaktaydı. Anadolu Ekspresi ve daha sonra servise konulan Ankara Ekspresi’ne takılan bu vagonlarda ancak günler öncesinden rezervasyon yaptırmak koşuluyla yer bulunabiliyordu. Şirket Daha sonra, 14 ranzalı bir yataklı ile bir vagon restoranı Toros Ekspresine ekledi ve İstanbul – Adana arasında da hizmet vermeye başladı. 1959 yılına gelindiğinde şirketin ‘Filosu’ 60 çelik yataklı, 20 yemekli ve uluslar arası posta taşımacılığı için 8 bagaj vagonuna ulaşmış bulunuyordu.
48 YIL HİZMET VERDİ
1 Nisan 1967 tarihinde Wagon-Lits şirketinin yataklı vagon işletme sözleşmesi 5 yıl daha uzatıldı. Yemekli vagonların işletmesi ise TCDD’ye devredildi. 1 Nisan 1972 tarihinde de Wagon-Lits’in imtiyazı sona erdi. Vagonlardaki şirket arması törenle sökülerek ayyıldız arması takıldı.
Türk Topraklarında Türk işçisinin yaptığı Türk Yataklı vagonları çalışmaya başladı. Bu arada şirketin satışa çıkardığı vagonlardan bazıları da kilosu 1 liradan satın alındı.
Şirketin, Türk topraklarında çalışma süresi yaklaşık yarım asrı, 48 yılı bulmuştu ve bu süre içinde Yugaslavya Devlet Başkanı Tito’dan , İran Şahı Rıza Pehlevi’ye, Celal Bayar’dan Adnan Menderes’e kadar bir çok ünlü’yü de vagonlarında konuk etmişti.