KÖPRÜLER DE EMEKLİ OLUR…

Yazan: Ertan ÜNAL

1 Eylül 1979

67 yıldan beri İstanbullular’ı taşıyan köprünün artık dinlendirilmek hakkıdır.

İstanbullu’nun günlük yaşantısında önemli bir yeri olan tarihi Galata Köprüsü, Boğaziçi’ni inci bir gerdanlık gibi süsleyen yeni asma köprünün birkaç kilometre ötesinde, 67 yıllık yaşantısının verdiği yorgunluğa rağmen sık sık yinelenen onarımlarla ayakta durmaya çalışıyor. Halen İstanbul’da mevcut 4 köprü arasında en yaşlısı olan, buna rağmen üvey evlat örneği en az bakım ve özen gösterdiğimiz bu köprüden önce de Haliç’te çeşitli tarihlerde köprüler yaptırılmış, ancak bunlar sonuncusu kadar uzun ömürlü olmamıştır.

Gemilerden Yapılan Köprü

İstanbul’da ilk köprünün, fetih öncesi, Bizans’ın en parlak çağlarında İmparator I. Jüstinyen tarafından Haliç’te yaptırıldığı bilinmekte, ancak köprü hakkında tarihlerde ayrıntılı bilgiye rastlanmamaktadır. Haliç’te, özellikleri ve yeri bilinen ilk köprü, fetih gemilerinden yararlanılarak yaptırılmıştır. Sultan II. Mehmet İstanbul’u kuşattığı sırada, Bizanslılar, Türk donanmasının girişini engellemek amacıyla Haliç’in girişine kalın bir zincir çekmişlerdi.

Bu zincir yüzünden donanma limana giremiyor, bu da kuşatmanın neticesiz kalmasının etkenlerinden biri oluyordu. Günler geçtiği halde kuşatmanın hâlâ sonuçlanmadığını gören Fatih, Sultan, üst donanmayla karadan çektirip Haliç’e indirdikten sonra askerlerin kolaylıkla Haliç surları önüne gelebilmeleri için burada geçici bir köprü oluşturdu. Tophane yoluyla Haliç’e indirilen gemilerden 40’ı, halatlarla birbirine bağlandıktan sonra kalaslar döşenmiş, 5 askerin rahatlıkla geçebileceği bir geçit köprüsü oluşturulmuştu. Ayvansaray yakınlarına bir gece içinde kurulan köprünün imhası için Bizans İmparatoru’nun verdiği emir, büyük can kayıpları pahasına gerçekleştirilemedi. Köprü görevini yerine getirdikten sonra Fatih tarafından kaldırtıldı.

Leonardo Da Vinci’nin Projesi

Askeri bir gaye ile kurulan ve bu gayenin gerçekleşmesinden sonra hizmeti sona eren bu köprüden sonra Haliç uzun bir süre köprüsüz kaldı, Beyoğlu yakası ile İstanbul tarafı arasındaki bağlantı kayıklarla sağlandı.

İmparatorluğun genişleme döneminde Sultan II. Beyazıt, insan ve eşya nakline yarayacak bir köprünün yapımı için çeşitli kişilerle temasa geçmiş, bu arada ünlü İtalyan sanatkâr Leonardo Da Vinci genç padişahın bu çalışmalarını öğrenince bir mektupla kendisine başvurarak bu alanda çalışmak istediğini bildirmişti. Ünlü tarihçimiz rahmetli Haluk Şehsuvaroğlu’nun bir eserinde belirttiğine göre Leonardo Da Vinci mektubunda yapmayı tasarladığı köprünün 350 metre uzunluğunda, 25 metre genişliğinde olacağını belirtiyordu. Köprünün deniz yüzeyinden yüksekliği, altından yelkenlilerin rahatça geçebilmesi için 41 metre olarak düşünülmüştü. Ne var ki bu proje gerçekleşmedi.

…Ve Haliç’te İlk Köprü

Henüz bilinmeyen, tarihin karanlıklarında kalmış nedenlerle gerçekleştirilemeyen bu projeden sonra Haliç’e bir köprü yapımı işi, çeşitli padişahlar zamanında tekrar ele alındıysa da bunların tümü sonuçsuz kaldı. İstanbul ilk köprüye ancak 1836 yılında kavuştu. Batıya dönük reformlarıyla tanınmış Sultan II. Mahmut zamanında halkın da ısrarıyla Haliç’te ilk köprü gerçekleştirildi. Planlarını Kaptanpaşa Ahmet Fevzi Paşa’nın çizdiği bu köprü birbirine bağlı sallardan gerçekleştirilmişti. Köprü yan yana iki araba ile iki yüklü beygirin rahatça geçebilmesine olanak verecek genişlikteydi. Köprünün altından gemilerin geçebilmesi için iki büyük göz yapılmıştı. Bizzat Sultan II. Mahmut tarafından 1836 yılında törenle hizmete açılan köprüden geçenlerden padişah fermanı üzerine para alınmıyordu. Köprüye de bu nedenle “Hayratiye” köprüsü adı verildi.

Sultan Mahmut’un ölümünden sonra tahta çıkan Sultan Abdülmecit, Topkapı Sarayı yerine Yıldız ve Dolmabahçe saraylarında oturmayı tercih ettiğinden, köprü trafiği artmış, günden güne eskiyen Haliç köprüsü de ihtiyacı karşılamaz olmuştu. Taht sarayını yani Topkapı’yı bu saraylara yaklaştırmak isteyen Sultan Abdülmecit bu amaçla Eminönü ile Karaköy arasında bir köprü yapılmasını istedi. Ancak hazinede bu inşaat için para yoktu. Buna rağmen Sultan Abdülmecit kararında direndi ve şehirdeki tüccar ve sarraflara başvurarak onlardan borç almak suretiyle inşaat için gerekli parayı sağladı. Tersanede yaptırılan ve dubalar üzerine kurulan bu ahşap köprü 1845 yılında hizmete girdi. Tersanede yaptırılan dubalar üzerine oturtulan bu ahşap köprü 500 metre uzunluğundaydı. Köprü kenar ayaklarından ortaya doğru yükseliyor, sonra yine aynı şekilde iniyordu. Bunun nedeni ortasına gemilerin geçmesi için yapılan geçitti.

Yapılışı İstanbullular arasında büyük sevinç yaratan köprüden halk padişahın iradesi üzerine üç gün süreyle parasız olarak geçti. Bu köprüye, ilki daha önce Unkapanı’nda yapılmış olduğundan “Yeni Köprü” adı verilmişti. Üç günlük ücretsiz geçişten sonra köprünün giderlerini karşılayabilmek amacıyla “Müruriye” adı verilen bir geçiş ücreti alınmaya başlandı. Bu ücret “Piyadesekman” yani yayalar için 5 para, yüklü hamallar için 10, boş beygirler için 20, yüklü beygirler için 40 para olarak belirlenmişti. Bu ücretin alınması işlemi 1930 yılına kadar sürdürülecektir.

İlk Galata köprüsünün yapılmasıyla yaşantılarını o güne kadar birbirinden kopuk ve içe dönük bir biçimde sürdüren şehrin iki bölümü, Beyoğlu ile İstanbul, böylece bir su üstü geçidi ile birbirine bağlanmış oluyordu. İlk Galata köprüsünü beğenmeyen ve onun zamanla hızla büyüyen ihtiyacı karşılamadığını, üstelik hızla eskidiğini gören Sultan Abdülaziz 1863 yılında onun yerine daha geniş ve şekil olarak da ilkine oranla daha zarif bir ahşap köprü yaptırmış ve eski Galata köprüsünü de iyice harap olan Unkapanı köprüsü yerine çektirmişti. Bu yöntem kendisinden sonraki padişahlar zamanında da uygulanacaktı.

Mıgırdıç’ın Köprüsü

Galata köprüsü, Unkapanı’na nakledilip yerine yenisi monte edildiği sırada Mıgırdıç adında Cezayirli bir şahıs, para kazanmak amacıyla Ayvansaray’la Piripaşa arasında bir köprü yaptırmış, ancak bu köprünün ömrü sadece 10 gün sürmüştü. Özel teşebbüsün öncülerinden olan bu açıkgöz işadamı, Galata köprüsünden alınan geçiş ücretinin günlük toplamını öğrenince kuracağı bir köprü ile kendisinin aynı geliri sağlayacağını ummuş, kısa sürede zengin olma hülyaları içinde köprünün yapımını gerçekleştirmişti. “Yahudi Köprüsü” şeklinde adlandırılan bu köprü 350 metre uzunluğunda olup bu bölgede su sığ olduğundan ahşap kazıklar üzerine yapılmıştı.

Ancak çevrede çalışan kayıkçılar işadamı Mıgırdıç’ın zengin olma hülyalarına “Geçimlerini” engellediği ve ekmek paralarını ellerinden aldığı gerekçesiyle köprüyü yakarak bir gece içinde kül ettiler. Girişimi başarısızlıkla sonuçlanan Mıgırdıç’ın akıbeti ise bilinmiyor.

Tahta Köprü Yerine Demir Köprü

1863 yılında yaptırılan ikinci Galata köprüsü de ahşap olduğu için çabuk yıpranmış ve kısa sürede kullanılmaz hale gelmişti. Bu durumu gören Sultan Abdülaziz aynı yerde bu kez demir bir köprü yaptırmaya karar verdi. Georgew Wals adındaki bir İngiliz tarafından yaptırılan ve 105 bin altına mal olan bu köprü aynı zamanda açılır kapanır ilk köprü olmak özelliğine sahipti. 480 metre uzunluğunda ve 14 metre enindeki köprü, Karaköy tarafındaki Aziziye karakolunun önünden başlıyor, hafif bir eğimle Eminönü meydanına bağlanıyordu. Dubalardan orta kısma düşen dördü köprünün açılıp kapanan bölümünü oluşturuyordu ve bunlar insan gücüyle çalışıyordu. Açılma süresi ise 10 dakikaydı. Dubaların üzerinde ise çeşitli dükkân ve gazinolar yer almıştı. Bu yüzden iki tarafa yanaşan Şirketi Hayriye ve Seyrisefain işletmelerine ait yolcu gemilerinden çıkan İstanbullular köprü üstünü yaya geçmeyi tercih ederler, bu arada burada bulunan çeşitli dükkânlardan ihtiyaçlarını giderirlerdi.

O zamanlar Haliç bugünkü gibi bir bataklığa dönüşmediğinden, suyu tertemizdi ve burada ilk deniz hamamları yer almıştı. 5’liği, yani 5 kuruşu bastıran kendisine bugünkü deyimle bir “kabine” kiralayabiliyordu. 1870 yılında yapım çalışmalarına başlanan köprünün kesin açılış tarihi bilinmemektedir. Bazı tarihlerde 1875 olarak belirtilirken, bazı kayıtlarda ise Sultan II. Abdülhamit’in ilk yılları olarak söz edilmektedir.

Emektar Köprümüz Yapılıyor

Halen onarımlarla, tadilatlarla ayakta durmaya çalışan, buna rağmen verdiği tehlike sinyalleriyle hepimizin yüreğini ağzına getiren emektar Galata köprüsü ise 1912 yılında hizmete girdi. Üçüncü köprünün demir olmasına rağmen yine eskidiğini ve ihtiyacı karşılamadığını gören Sultan Abdülhamit 1894 yılında bu köprünün yenilenmesine karar verdi. Abdülhamit bu arada modern bir köprü projesi yaptırttı. Gerçekleşmeyen bu projede ayaklar üzerine oturtulan köprünün iki başında muhteşem kuleler yer alıyordu. Köprünün yüksekliği ve ayakları arasındaki açıklık da, deniz vasıtalarının rahatça geçmesine olanak verecek uzunluktaydı. Bilinmeyen nedenlerle gerçekleşmeyen bu proje yerine, yine dubalar üzerine oturtulan bir köprü yaptırılmasına karar verildi. Bu amaçla Bahriye Nezareti, Alman firmalarıyla temaslara başladı. Çeşitli etkenlerle tam 11 yıl süren görüşmeler 1907 yılında olumlu bir sonuçla bağlandı ve bir mukavele imzalandı. Ancak 1908 yılında ilan edilen Meşrutiyet’le birlikte mukavele hükümsüz addedildi. Dördüncü Galata köprüsünün yapımına bu tarihten iki yıl sonra iktidarda bulunan İttihat ve Terakki Fırkası tarafından el atıldı. 1910 yılında Alman “Man” firması tarafından yapımına başlanan köprü 287 bin altına mal oldu ve 14 Nisan 1912 günü törenle hizmete açıldı. Montajı Haliç’te yapılan köprünün parçaları daha sonra romorkörlerle yerleştirileceği alana getirilmiş, bu çalışmalar aylarca sürmüştü.

466 metre uzunluğunda ve 25 metre eninde olan köprünün hizmete girmesiyle boş kalan eski demirköprü yine Unkapanı’na nakledildi. 1912 yılında hizmete giren dördüncü ve sonuncu Galata köprüsünün açılışı halk arasında büyük sevinç yaratmış ve yapılan köprülerin en “mütekâmili” olarak nitelenmişti. Devrin şairlerinden Üsküdarlı Talat, halkın bu duygularını yazdığı uzun bir kaside ile dile getirmiş ve köprünün tarihini “Kıldı ihya seyredin İstanbul’u cesri cedit” cümlesiyle düşürmüştü.

Devrin yayın organları, köprünün yapılış hazırlıklarından açılışına kadar geçen süre içinde tüm gelişmeleri yaptıkları yayınlarla halka duyurmuşlar, bu arada makalelerde köprünün İstanbul halkı için taşıdığı önem belirtilmişti. Nitekim devrin ünlü dergilerinden “Şehbal” 15 Nisan 1911 tarihli sayısında, köprünün üzerinden günde 100 bin kişinin geçtiği önemli bir geçit olduğunu belirterek şunları yazıyordu:

“İstanbul halkı için Galata köprüsünün taşıdığı önemi İstanbul’u bilmeyenlere anlatmak biraz zordur. Köprümüz başkentin iki önemli bölümünü birbirine bağlayan, üzerinden günde 100 bin kişinin geçtiği bir geçit olmanın yanı sıra şehrimizin dört bir yönüne bakışı itibarıyla önemli ve ünlüdür. Hakikaten İstanbul’da en ziyade şaşılacak ve üzülecek bir şey varsa, o da doğal görünüşü insanın aklını alacak kadar ünlü şehrimizde bu görünümleri seyredecek, gezilebilecek hiçbir sokağın, hiçbir mesirenin olmamasıdır.”

Köprü Parası Kaldırılıyor…

Bahriye Nezareti adına ilk kez 1845 yılında ilk Galata köprüsünden alınmaya başlanan köprü geçiş ücreti “Müruriye” Cumhuriyetin ilanından sonra da devam etmiş, ancak 1930 yılının Haziran ayında kaldırılmıştır. Bu süre içinde zaman zaman yapılan keyfi zamlar ve bazen da müruriyecilerin şahsi telakkilerine göre değişen ücretler yüzünden köprü parası İstanbullular’ın başına bir dert olup çıkmış, öyle ki pek çok kimse köprüyü geçerken bu ücreti ödememenin çarelerini aramaya başlamıştı.

Köprü geçiş ücreti köprünün iki başında yer alan ve kendilerine “Müruriyeci” adı verilen tahsildarlar tarafından toplanır, bu toplama sırasında bazen gülünç olaylara tanık olunurdu. Köprüyü para vermeden geçmek isteyenler, kalabalıktan yararlanarak içeri dalarlar, peşlerinde müruriyeciler olduğu halde bir koşudur tuttururlardı. Tıpkı bugün de Boğaziçi köprüsünde para vermeden bazı araçların kaçıp gitmesi gibi…

Elektrikli tramvayların köprüden geçmeye başlamasından sonra bedavacılar bu kez bu araçtan yararlandılar. İlk kez yayalar için 5 para olarak saptanan geçiş ücretleri daha sonraki yıllarda durmadan artırıldı ve 1 kuruşa yükseldi. Din adamları, öğrenciler, askerler ve tulumbacılar bu ücretten muaf tutulmuştu.

Cumhuriyet’in ilanından sonra da 7 yıl süreyle devam eden köprü parası 1 Haziran 1930 gecesi kaldırıldı. Köprüden son geçiş parası ödeyen Çarşıkapılı Nuri Bey oldu. Çarşıkapı’da kunduracılık yapan bu şahıs, köprü başında bekleyenlerin “Saat 24.00 ü bekle” uyarılarına aldırış etmeden kuruşu bastırarak köprüyü geçti. Saat 24.00’den sonra halk önce köprübaşlarında müruriyecilerin kaldığı kulübeleri yıktı. Daha sonra da köprü üzerinde serbestçe gezinerek parasız geçişin tadını çıkardı. Böylece tam tamına 85 yıl süren bu uygulama tarihe karışmış oluyordu.

37 yıl süreyle Karaköy’de kullanıldıktan sonra adeta sürgüne gönderilircesine Unkapanı’na monte edilen ve burada da 24 yıl süreyle ayakta durmaya çalışan üçüncü Galata Köprüsü 11 Şubat 1936 günü vukubulan şiddetli fırtına sırasında parçalanıp batınca Unkapanı modern bir köprüye kavuşabildi. Köprü bu tarihten çok önce miadını doldurduğundan araçlar için güvenilir olmaktan çıkmış, sadece yayalar tarafından kullanılmaya başlanmıştı. Türlü nakil araçları emniyetli oluşu nedeniyle diğer köprüyü tercih etmekteydiler.

Üçüncü Galata köprüsünün tam 61 yıl kullanıldıktan sonra şiddetli bir fırtına sonucu “Tarihe karışması” üzerine buraya yeni ve modern bir köprü yapımı kararlaştırıldı. Aynı yılın ağustos ayında başlayan çalışmalar üç yıldan fazla sürdü. Cumhuriyet’in 16. yıldönümünde 29 Ekim 1939 günü devrin İstanbul Vali ve Belediye Başkanı Dr. Lütfi Kırdar tarafından törenle hizmete açılan köprü için 2 milyon 300 bin lira harcanmış, 477 metre uzunluğunda ve 25 metre enindeki köprüye “Gazi” köprüsü adı verilmişti…

Boğaziçi Köprüsü’nün Haliç üzerinden çevre yolu ile bağlantısını sağlamak amacıyla 17 Aralık 1971 günü yapımına başlanan üçüncü Haliç köprüsü 10 Eylül 1974 tarihinde hizmete girdi. İstanbul çevre yolu projesinin bir bölümünü oluşturan 995 metre uzunluğundaki bu köprü Ayvansaray’la Halıcıoğlu arasında yapılmış ve 230 milyon liraya mal olmuştur. Yaklaşık 34 ayda Japon ve Alman firmaları tarafından gerçekleştirilen bu eser Haliç’teki köprülerin en yenisi ve moderni olmak niteliğini korumaktadır. Deniz seviyesinden 22 metre yükseklikte olan, beton ve çelikten yapılan köprüden günde ortalama 40 bin taşıt geçmektedir. Köprünün deniz üzerindeki ayakları uzun çalışmalardan sonra Haliç’in dibindeki kayalıklara oturtulmuştur.

KÖPRÜ, ER GEÇ KENDİNİ TAŞIYAMAZ HALE GELECEK!

Hemen hemen her zaman gazetelerde yer alan bu ve benzeri haberler Köprü’müzün içler acısı durumunu bütün açıklığıyla ortaya koyuyor…

Emektar, kimi zaman lafla, kimi zaman onarımlarla ayakta tutmaya çalıştığımız tarihi Köprü’müz şimdilerde yine hasta…

Bu kez, Karaköy yönündeki kara bağlantısını sağlamak, buradaki kirişleri kuvvetlendirmek için kollar sıvandı… Marmara yönüne doğru 60 santim kayan ve bu arada yol seviyesinden aşağı inen köprü tekrar eski durumuna getirilecek.

Bu kaçıncı onarım oldu, o da biz de sayısını unuttuk. Ama bu yeterli olacak mı? Sağlığına kavuşacak mı Köprü’müz? Görünüşe bakılırsa hayır… Bir taraftan uzmanların verdikleri raporlar, diğer taraftan her geçen gün biraz daha sulara gömülen eskimiş dubalarıyla, görmüş geçirmiş Köprü’müz, durmadan “İmdat” işareti veriyor…

Ayakları, yani dubalarının çoğu felç olmuş tutmuyor. Üstelik bazıları onu dibe, Haliç’in boz bulanık sularına çekmek, yaşantısına son vermek istercesine durmadan su almakta… Üzerinden araçların geçtiği yorgun gövdesinde yıllar büyük tahribat yapmış… Bu yıpranmış gövde zaman zaman gençlik aşılarıyla yeniden zinde hale getirilmeye çalışılıyor…

1912’lerde Çok Gözdeydi… Oysa çok değil, 67 yıl önce hizmete girdiği zamanlar ne kadar da gözdeydi Galata Köprüsü!… Tüm İstanbul halkı âdeta bayram yapmış, adına şairler kaside yazıp övgüyle söz etmişlerdi…

Ya sonra? Sonra her şeyin en büyük düşmanı zaman Köprü’müzü de yıprattı… 1954’lere kadar ufak tefek onarımlarla geçirilen çalışmalar ilk kez bu yıl birden yoğunlaştı… Bu yılın temmuz ayında başlayan onarım 270 işçinin olağanüstü çalışmasıyla bir ay gibi kısa bir süre içinde öngörülen tarihten 20 gün önce bitirildi ve köprü 750 bin lira harcanarak adeta baştan başa yenilendi…

Bu onarım, köprüyü bir on yıl daha ayakta tuttu. Ancak bu kez köprü elden ayaktan kesilmiş bir ihtiyarın orasından, burasından yükselen sızılar gibi bir başka tehlike sinyali daha vermeye başlamıştı. Dubaları 156 bin ton yük taşıyacağı hesaplanan köprü yaşlılığı nedeniyle her geçen gün bu ağırlığın altında eziliyor, biraz daha sulara gömülüyordu…

1964 yılının Ağustos’unda kollar tekrar sıvandı. Bu defa amaç elden, ayaktan düşmüş köprüyü ayağa kaldırmaktı ve bu da gerçekleştirildi. Köprünün iki ayağı da 70 santim yükseltildi…

Tehlike geçmiş miydi? Hayır. Bu kez de köprünün ayakları, yani dubalar su almaya başlamıştı. Yapıldığından bu yana el sürülmemişti dubalara. Ve şimdi onlar da isyan ediyorlardı. “Biz bu ağırlığı taşıyamıyoruz” diyerek…

Tam 60 yıl süreyle kendi kaderine bırakılan dubalardan ilki 15 Haziran 1971 günü değiştirilip emekliye sevk edildi. Herkes “Aman, darısı diğerlerinin başına” derken 1977’ye kadar değiştirilen dubaların sayısı sadece 9’u buldu… Diğer dubalar mı?.. Onlar da kurtuluşun müjdeicisi gibi görevli devredeki yeni arkadaşlarını bekliyorlardı… Ve de hâlâ bekliyorlar…

Raporlar Sözde Kaldı 1972 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi Öğretim Üyeleri hazırladıkları raporda köprünün acıklı durumunu dile getirdiler. Raporda 4 yıl içinde Galata Köprüsü esaslı bir şekilde yenilenmediği takdirde bir felaketle karşılaşılabileceği belirtiliyor, konuya bir an önce el konulması isteniyordu… Ancak bu rapor da önemli bir “Alarm” işareti olmasına rağmen istekler gerçekleşmedi.

Bu kez köprünün yükünü hafifletmek amacıyla iskelelerin buradan kaldırılmasına karar verildi. Şirket-i Hayriye devrinden beri, ihtiyar Köprü’ye âdeta can yoldaşlığı yapan, onunla âdeta sarmaş dolaş yaşayan ve yaşantıları iç içe geçen vapurlar da alınan kararla onu kaderiyle baş başa bırakarak uzaklaştılar. Artık Köprü’de “Vapur” dedikleri duyulmuyordu. İskele dubaları kaldırılırken, Köprü’nün yükü biraz daha hafifliyordu. Ama artık köprü altlarını dolduran o neşeli, hareketli topluluklar yoktu… Bu topluluklar için açılan dükkanlar bir bir kapanırken, Köprü’nün yalnızlığı daha da yoğunlaşıyordu.

Bir Onarım Daha Halen 28 taşıyıcı duba üzerine oturan ve bunun yanı sıra yayalar için de 8 dubası bulunan Galata Köprüsü’nün Karaköy yönünde, Köprü’nün kara ile bağlantısını sağlamak için 15 Haziran’da başlayan son onarım siz bu satırları okurken bitmiş olacak.

İstanbul Belediyesi Köprüler Müdürü Ahmet Karakaş, yapılan onarımla halen yol seviyesinden 30 santim daha aşağıda bulunan ve lodoslu havalarda seviye farkı 45 santimi bulan Köprü’nün Karaköy bağlantısının yolla aynı düzeye getirileceğini, biraz meyil verilerek araçların buradan daha rahat geçmelerinin sağlanacağını belirtti ve şunları söyledi:

“Köprü’nün Karaköy tarafı Marmara’ya doğru 60 santim kaymış, buradaki bağlantı kopma raddesine gelmişti. Köprü’nün kara bağlantısını sağlamak ve kuvvetlendirmek için 15 Haziran’da çalışmalara başladık. Bu bölümdeki kirişlerin üzerine yeni ilave kirişler yaparak bağlantı sağlamlaştırılırken, şirketin (Köprü’yü karaya bağlayan kısım) onarımı yapılıyor. 12 işçinin çalıştığı onarım için, işçilik ve diğer giderler olarak toplam 4,5 milyon lira harcanacaktır.”

Ahmet Karakaş, yapılan onarımla Köprü’nün 30-40 yıl daha yük taşıyabilecek duruma getirildiğini belirterek şunları söyledi:

“Aslında bu onarım bugüne kadar ileri sürülen iddiaların aksine çelik konstrüksiyon olarak köprü yapabileceğimizi kanıtlaması bakımından önemlidir.”

Ahmet Karakaş, bugüne kadar Köprü’nün Karaköy ucu ile yol seviyesi arasındaki farkın, asfalt kaplama ile giderilmeye çalışıldığını, ancak bu geçici tedbirin soruna çözüm getirmediğini belirterek şöyle konuştu:

“Yapılan onarımla bu seviye farkı tamamen giderilebileceği gibi bu bölümde Köprü’ye meyil de verilecektir. Böylece otobüs ve diğer araçlar buradan, vurmadan, zorluk çekmeden rahatça geçebilecek, bağlantı da yeni eklenen kirişlerle sağlamlaştırılacaktır.”


Unkapanı Köprüsü Batınca TAM 37 yıl süreyle Karaköy’de İstanbullular’a hizmet ettikten sonra bir yenisinin yapılması üzerine Unkapanı’na götürülerek monte edilen ve burada da 24 yıl süreyle kullanılan emektar köprü 11 Şubat 1936 günü çıkan şiddetli fırtına sırasında parçalanmış, defalarca onarılmasına rağmen miadını çoktan doldurduğu için iki kısmı batmış, açılır kapanır gözlerinden biri koparak dubayı sürüklemişti. Bunun sonucu olarak dubaları bağlayan zincirler de kopmuş ve köprünün Azapkapı cihetindeki giriş kısmı da sulara gömülmüştü. Köprünün ayakta kalabilen ve serseri bir mayın gibi oradan oraya sürüklenen iki parçası da muhtemel bir tehlikeyi önleyebilmek için yaslanmış olduğu Yemiş iskelesi önünden alınarak eski yerine yani Galata Köprüsü’ne bağlanmıştı.

Fo


Yanıt Yazabilirsiniz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

Nimet Abla

Nimet Abla EfsanesiNimet Abla Efsanesi

                       EFSANENİN ADI NİMET ABLA               NİMET ABLA’NIN GİZEMLİ DÜNYASI               Nimet Abla,1930’lu yıllarda piyango dünyasına girdiği zaman herkes şaşırmış,kimileri onun bu girişimini tepkiyle karşılamış,kimileri bıyık altından gülerek’başaramaz’demişti…Satması için bilet vermek