Aralık 2006
Ertan ÜNAL
CUMHURİYETİN İLK KONUĞU ANKARA’DA …
Mustafa Kemal “ En büyük eserim “ dediği Türkiye Cumhuriyetini herkese göstermek , tanıtmak, anlatmak istiyordu. Ama Cumhuriyetin ilanının üzerinden yaklaşık 5 yıl geçtiği halde hiçbir yabancı devlet adamı ülkeye gelmemişti. Gazi bu duruma üzülüyordu. Bu nedenle Afgan Kralının Türkiye’yi ziyaret isteği O’nu çok sevindirdi ve Kral için eşi görülmemiş bir karşılama, ağırlama ve uğurlama programı hazırlattı.
TAKVİMLER, 20 Mayıs 1928 gününü gösterirken İstanbul tarihi bir olaya tanık oluyor, İstanbullular uzak diyarlardan gelip ‘ Genç Cumhuriyetin ilk konuğu ‘ olarak Türkiye’ye resmi bir ziyarette bulunan Afganistan Kralı Amanullah Han ve eşi Kraliçe Süreyya’yı coşkuyla karşılıyorlardı. Sabahın erken saatlerinden itibaren Boğazın iki kıyısında, kadınlı, erkekli, ellerinde Türk ve Afgan bayrakları olduğu halde biriken halk, donanmaya ait gemilerin top atışları arasında, konukları getiren İzmir Vapurunu görünce coşku son haddini buluyordu.
ZİYARETİN ÖNEMİ
Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal, daha kurtuluş savaşı yıllarında kendisine ve ülkesine büyük yakınlık gösteren, destek olan Afganistan Kralı Amanullah Han’ın bu gezisine büyük önem vermekteydi. Bunu nedeni kişisel dostluk kadar, Afgan Kralı’nın Türkiye Cumhuriyeti’ni resmi olarak ziyaret eden ilk devlet adamı olmasıydı.
O tarihte temelini Büyük Zafer’in oluşturduğu Cumhuriyet 5 yaşına girmiş, devrimler peşpeşe gerçekleştirilmiş, Türkiye batı dünyasıyla arasındaki uçurumu kapatmak için yoğun bir çalışmaya girişmişti. Ama batı dünyasından hiçbir devlet adamı olağanüstü fedakarlık ve çabalarla kurulan bu yeni ve modern Türkiye’yi merak edip ülkeye gelmemişti. Çeşitli çevreler Türkiye’nin bu konudaki yalnızlığını, “ Türkiye Batı dünyasındaki yerini alamıyor “ şeklinde yorumlarken, Mustafa Kemal bu duruma çok üzülüyordu. Bu yetmiyormuş gibi, Ankara’nın başkent oluşunun üzerinden de 5 yıl geçtiği halde bazı yabancı büyükelçiliklerin bunu kabullenememesi ve Ankara’ya taşınmaması da canını sıkıyordu.
İşte tam bu günlerde Mustafa Kemal’i çok sevindiren haber geldi. Eşi Kraliçe Süreyya ile birlikte yaklaşık 6 ay süren bir Avrupa gezisine çıkmış olan Afgan Kralı Amanullah Han Türkiye’ye gelmek istiyordu. Ülkesinde bazı devrimleri gerçekleştirmek isteyen Kral, örnek aldığı Mustafa Kemal’in bu büyük eserini yerinde görmek istemişti.
BÜYÜK HAZIRLIKLAR
Kralın isteğine olumlu cevap verilirken karşılama ve ağırlama hazırlıkları kısa sürede adeta seferberliğe dönüştü. Kral, eşi ve maiyeti Sıvastopol’dan gemiyle alınıp İstanbul’a, oradan da trenle Ankara’ya getirilecekti. Bu yolculuk için Seyri Sefain İşletmesi’nin en iyi gemilerinden İzmir Vapuru tahsis edildi. Geminin kaptanlığını, Türkiye’nin ilk transatlantiği Gülcemal’i Amerika’ya götürüp getiren deneyimli Lütfü Kaptan yapacak; gemiye Peyk-i Şevket ve Berk-i Satvet muhripleri refakat edecekti.
İzmir Vapurunda bu gezi için tadilat süratle yapıldı.. Kamaraların bazıları genişletilirken güverteye kıymetli halılar konuldu, salonda da bir ‘ Kış Bahçesi ‘ oluşturuldu. Kral ve Kraliçe’nin geceleyeceği kamara da birbirinden değerli tablolarla süslenirken ağır, ipekli perdeler asıldı. Yatak ve yastıklar ise tamamen kuştüyünden yapıldı.
Gemi adeta bir gelin gibi süslenip yolculuğa hazırlanırken, başkent Ankara’da da kenti güzelleştirme çalışmaları hızlandırılmıştı. Bilal N. Şimşir’in “ Atatürk ve Cumhuriyet “ adlı eserinde belirttiğine göre ‘ Koca koca ağaçlar uzaklardan sökülüp kralın geçeceği caddelere dikilmiş ve başkent bir gecede yeşillendirilmişti. Bunun yanısıra Ankara Palas’ın devam eden inşaatı hızlandırıldı ve tamamlandı. Ziyaretten birkaç gün önce perdeleri takılan başkentin ilk modern oteli Afgan konukların hızmetine ‘ sunuldu. Bu arada Mustafa Kemal, o sırada hazırlıkları sürdürülmekte olan Etnografya Müzesinin açılışının kralın geleceği güne yetiştirilmesi talimatını vermişti.
3 GEMİLİK FİLO
İzmir Vapuru ve refakatçi savaş gemileri 14 Mayıs günü İstanbul’dan ayrıldılar. Gemide kalabalık bir heyet bulunuyordu. Krala birinci mihmandar ( konukçu ) olarak Orgeneral Fahrettin Altay, ikinci mihmandar olarak da Korgeneral Naci Eldeniz tayin edilmişti.Gemi de Kabil Büyükelçisi Nebil Batı, Protokol genel müdür yardımcısı Sada Bey protokol memurları, Seyri Sefain İşletmesi Genel Müdürü Sadullah Bey. tercümanlar, gazeteciler foto muhabirleri bulunmaktaydı.
Karadeniz’i tam ortasından dümdüz bir hatla geçmeye çalışan İzmir Vapuru birara çıkan fırtına nedeniyle zor durumda kaldıysa da Lütfü Kaptan’ın deneyimi sayesinde bu tehlike geçiştirildi. Gemi 17 Mayıs günü Sıvastopol limanına girdi ve törenle karşılandı. Ruslar, o gece Türk heyetine peşpeşe birkaç yerde birden ziyafet verdiler.
“ TÜRKLER BİZİM GÖZBEBEĞİMİZDİR “
Kral Amanullah Han ve kraliçe Süreyya, kralın maiyeti 18 Mayıs günü saat 12.00’de bir istimbotla gelip İzmir Vapuru’na çıktılar. Karşılama sırasında top atışı yapılırken, geminin grandi direğine krala mahsus sancak çekildi. Ruslar, 38 uçakla gemiyi uğurladılar
Mihmandarı ve diğer yetkililerle tanışan kralı herkes çok sempatik ve resmiyetten uzak bulmuştu. Kral hemen gazetecileri çevresinde toplayarak Türk basınına ilk demecini veriyor “ Türkler bizim ve tüm Doğu dünyasının gözbebeğidir. O ne yaparsa biz de onu yaparız “ diyordu. Ne var ki geminin telsizinin İstanbul’u ‘ tutturamaması’ nedeniyle bu demeci iletmek mümkün olmuyordu. Kralın akşam yemeği neş’e içinde geçti, gece de gemide eğlence düzenlendi.
TOP ATIŞLARIYLA KARŞILANIYOR
İzmir Vapuru 19 Mayıs günü, Karadeniz Boğazı’nın üç mil açığında saf tutan, Türk Donanmasına ait aralarında Hamidiye ve Mecidiye Kruvazörlerinin bulunduğu 5 savaş gemisi tarafından karşılanarak 21 pare top atışıyla selamlandı. Daha sonra Vali Başkanlığında ki bir heyet gemiye çıkarak konuklara ‘ Hoşgeldiniz ‘ dedi.
Amanullah Han, yaptığı konuşmada “ Türkler siz bizim gözbebeğimizsiniz. Burada kardeş bir milletin içinde bulunduğumdan dolayı çok memnunum. Sizi hürmet ve muhabbetle selamlarım. Afganlılar sizin kardeşlerinizdir. Bütün milletim tarafından size selamlar söylüyorum. Afiyetinizi, terakki ( ilerleme ) ve tealinizi ( yükselme ) diliyorum “
Kıyılara biriken binlerce İstanbullu , ağır ağır süzülen İzmir Vapuru’nun güvertesinde boğazı seyreden Kral ve Kraliçe’ye ellerindeki bayraklarla tezahürat yaparken, savaş uçakları da gemiye refakat ediyordu. İstanbullular, Cumhuriyetin bu ilk konuğunu bayram sevinci içinde karşılayıp Ankara’ya uğurluyorlardı. Haydarpaşa’da yapılan törenden sonra Kral ve Kraliçe trenle Ankara’ya hareket ettiler.
BAŞKENTTE BÜYÜK KARŞILAMA
Başkent Ankara’da 20 Mayıs sabahı adeta yer yerinden oynamış, kral ve kraliçeyi karşılamaya koşan halk gardan Evkaf Oteli’ne kadar olan alanı erkenden, hınca hınç doldurmuş, çevredeki dükkanlara Türk ve Afgan bayrakları asılmıştı. Caddenin iki tarafında mızraklı süvari askerleri tören için beklerken, bando marşlar çalıyordu. Trenin geleceği peron ise protokole mensup kişilerle dolup taşmaktaydı.
Gazi, saat tam 11.30’da istasyona giren trenin son vagonundaki konuklarını önce selamladı. Daha sonra Kralın elini sıktı. İki lider bunu takiben kucaklaştılar. Kral sağındaki kraliçe Süreyya’yı, Gazi’ye takdim etti. Gazi O’nun da elini sıktı ve yolculuklarının nasıl geçtiğini sordu. Tören kıtasının denetlenmesinden sonra istasyon kapısında kralı bekleyen zevat içinde yer alan Belediye Başkanı Asaf Bey, kısa bir konuşma yaparak değerli konuklara Ankara halkı ve şehri adına hoşgeldiniz dedi ve kraliçeye bir buket sundu. Kral ise cevaben yaptığı konuşmada “ Sevdiğim bir millet arasında olduğum için mesudum. Ankara halkına teşekkür, hürmet ve selam ederim “ dedi.
YOĞUN PROGRAM
Gazi, daha sonra konuklarını üstü açık bir otomobille kalacakları Ankara Palas’a götürdü. Otomobilin geçtiği yol boyunca alkışlar yükselirken Amanullah Han durmadan Ankaralıları selamlıyordu. Aynı tezahürat otelin önünde de sürdüğünden Amanullah Han, birkaç kez büyük balkona çıkarak biriken halka selam verdi.
Kral ve Kraliçe bir süre dinlendikten sonra Çankaya Köşküne çıkıp Cumhurbaşkanına iade-i ziyarete gittiler. Burada bir süre kaldıktan sonra TBMM’ne gidildi. Kral ve Kraliçe mecliste gazilere ve şehitlerin yakınlarına madalya verilmesi törenini izlediler. Şehit yakınları arasında yeralan Mülazim ( Teğmen ) Murtaza Efendi’nin annesi Dürriye Hanım vakur duruşuyla özellikle kraliçe’nin dikkatini çekti ve O’nu milletvekilleriyle birlikte uzun uzun alkışladı.
YÜZ KİŞİLİK ZIYAFET
Cumhurbaşkanı Gazi Mustafa Kemal 20 Mayıs akşamı Amanullah Han ve Kraliçe Süreyya onuruna Ankara Palas’ta 100 kişilik bir ziyafet verdi. Mustafa Kemal yemekte yaptığı konuşmada Türk- Afgan kardeşliğine değinerek özetle şöyle devam etti:
“ İstikbalin yüksek ufuklarından doğmaya başlayan güneş asırlardanberi ıstırap çeken milletlerin talihidir. Bu talih bir daha artık siyah bulutlara bürünmesin, milletinizin ve onların hükümdarının ve pek muhterem kraliçe hazretlerinin talihi ve tealisi ( ilerlemesi ) parlak olsun” .
Kral Amanullah Han da yaptığı konuşmada şunları söyledi:
“ Aziz ve alicenap kardeşim, aziz Türkiye topraklarına muvasalat ( ulaşmak ) ve mümtaz zatınız ve kardeş Türk milletiyle vukua gelen mülakat ( görüşme ) münasebetiyle duymakta olduğum nihayetsiz kalbi sürurumu ( sonsuz kalp sevinci ) zaptedemiyorum. İşte bu, benim temsil ettiğim Afgan milletinin kardeşçe hissiyatıdır. Çünkü kadim ( eski ) alakalar, adet ve davranışların benzerliği bu iki cesur ve fedakar milletin ruhi ve kalbi rabıtalarını ( bağlarını ) birbirine o kadar bağlamıştır ki birbirinden ayırmak mümkün değildir diyebiliriz “
Kral ve Kraliçe, Ankara’da her dakikasıdolu yoğun bir programın yeraldığı bir hafta geçirdiler. 21 Mayıs günü Başbakan İnönü, köşkte konuklara yemek verdi. 22 mayıs günü Vali Vehbi Bey başkanlığında bir heyet, kral ve kraliçeyi kaldıkları otelde ziyaret ederek krala Gazinin bir büstünü ve yerli yapım iki seccadeyi, kraliçe’ye de Ankara’yı hatırlatması için büyük bir albüm sundular.
DEĞERLİ BİR KILIÇ HEDİYE ETTİ
Ziyaretin resmi bölümü bittiği için Ankara Palas’tan ayrılıp Çankaya’ya Maraş Milletvekili Midhat Bey’in köşküne yerleşen kral ve kraliçe 22 Mayıs günü kentteki Afgan uyrukluları kabul ettiler. Daha sonra Gazi ile birlikte öğle yemeği yediler.
Gazi,Kral’a İstanbul’da ‘ Leon Sarıyan Müessesesi ‘ tarafından yapılmış olan, kabzası pırlantalarla işlenmiş değerli bir kılıç armağan etti. Kral, bu nadide hediyeyi çok beğendi ve Gazi’ye defalarca teşekkür etti.
Daha sonra At yarışlarını izleyen Kral ve Kraliçe 25 Mayıs günü de Ankara’da yeni açılan resim sergisini ziyaret ettiler. Kral, muhtelif ressamların 20 tablosunu beğenerek satın aldı.
Gazi, 26 Mayıs günü konuklarını adını taşıyan çiftlikte bekliyordu. Onları çiftliğin kapısında karşılayarak her tarafı gezdirdi. Saat 17.30’a kadar süren gezi sırasında Gazi, konuklarına çiftliği nasıl kurduğunu anlattı. Saat 18.00 sıralında Mustafa Kemal, çiftlikteki Marmara Havuzunda konuğu Amanullah Han’la birlikte sandalla kısa bir gezinti yaptı.
Gezinin Ankara’daki son gününde ise Kız Öğretmen Okulu, Erkek Lisesi, Mimar Kemalettin Okulu, müze, Numune Hastanesi ve telsiz istasyonu gezildi.
KRALIN İSTANBUL GÜNLERİ
Kral ve Kraliçe 27 Mayıs günü gelişlerinde olduğu gibi törenle uğurlandılar. Mustafa Kemal, konuklarını Gazi istasyonuna kadar uğurladı ve burada ayrılırken Kralla kucaklaştı. Tren İstanbul’a doğru yol alırken Kral, Hakimiyet-i Milliye ( Ulus ) Gazetesi muhabirine şu açıklamayı yapıyordu:
“ Gazi dünyanın en büyük adamı ve en önemli bir askeridir. Kendileriyle haberleşiyor, tanışıyor ve seviyordum. Fakat görüştükten sonra kıymetinin büyüklüğünü daha iyi anladım.”
Konukları getiren tren, saat onu üç gece Haydarpaşa Garında büyük bir kalabalık tarafından karşılandı. İzdihama mani olmak için sabah 08.20’den 10.20 ye kadar iki saat süreyle vapur seferlerinin tatil edilmesine rağmen halkın toplanması önlenememişti. Buradaki törenden sonra Kral Sanayi-i Nefise Mektebini ( Güzel Sanatlar Akademisini), Harbiyeyi ve Sipahi Ocağını ziyaret etti.
İkinci günün programı da yoğunluk bakımından ilk günden farklı değildi. Konuklar Kız Öğretmen Okulunu, Darülfünun’u ( Üniversiteyi), Hürriyet-i Ebediye Anıtını, Ayasofya’yı ziyaret ettikten sonra Topkapı Sarayı’na gittiler. Kraliçe Topkapı Sarayı’nda özellikle mücevherat dairesindeki mücevherlerle ilgilendi.
“ AFGANLILARI KÜÇÜK KARDEŞİNİZ KABUL EDİNİZ “
Kral Amanullah Han Darülfunun’da onuruna verilen çayda yaptığı konuşmada özetle şunları söyledi:
“ Gördüğüm samimi tezahürat beni çok mütehassıs etmiştir. Sizin bu samimi tezahürat ve selamlarınızı Afganlı kardeşlerinize bildireceğim. Onlar tarafından da sizlere muhabbet ve selamlar söylüyoruz. Siz, Afganlıları küçük kardeşiniz olarak kabul ediniz. Onlar sizi büyük bir ağabey gibi telakki etmektedirler. Her işimizde bize rehber olmanızı çok arzu ediyoruz. İki kardeş millet arasındaki samimiyet çok mesut neticeler tevlit edecektir ( doğuracaktır ). “
Kral ve Kraliçe 1 Haziran günü İzmir vapuru ile Batum’a hareket ederken unutulmaz anılarla Türkiye’den ayrılıyorlardı. Türkiye’de rüya gibi güzel günler geçirmiş, Cumhuriyetin kısa sürede kaybettiği gelişmeleri yerinde görmüş, Gazi ile tanışmanın onurunu kazanmışlardı. Bunu yanı sıra Kral, ülkesinde gerçekleştireceği devrimlerin Türkiye’de nasıl uygulandığını görmüş, fikir edinmişti.
Ziyaretle Türk – Afgan dostluğu güçlenirken, o güne kadar Ankara’yı başkent olarak kabullenmemekte direnen ülkeler arasında çözülme başlamış, ilk olarak İtalyan Büyükelçiliği Ankara’ya taşınacağını açıklamıştı. Bu da Türkiye açısından bir kazançtı…
YENİDEN İSTANBUL’DA
Yaklaşık iki yıl sonra, 22 Şubat 1930 gecesi geç saatlerde İstanbul Limanına gelen Semiramis adındaki İtalyan bandralı yolcu gemisinin yolcuları arasında tanıdık bir sima, Amanullah Han’da bulunuyordu. Ama artık Kral değildi.
1928 yılında Türkiye’ye yaptığı ziyaret dönüşü Afganistan’da çıkan ayaklanma sonucu tacını, tahtını kaybetmiş, Roma’ya giderek burada satın aldığı köşkte aile fertleriyle birlikte yaşamaya başlamıştı. Ve şimdi sade bir turist gibi İstanbul’a geliyordu.
1928 yılındaki olağanüstü karşılama törenine karşılık, eski kralın gelişinde bu kez ne top atıldı, ne bando çalındı. Eski Afgan Büyükelçisi Gulam Ceylani Han, kayınpederi Mahmut Tarzi, kayınvalidesi Resmiye Tarzi ve bazı Afganlılar tarafından karşılanan Amanullah Han’ın gelişi merak uyandırmıştı. Eski Kral ne için gelmişti acaba ? Yoksa yeniden tahta çıkmak için Mustafa Kemal’den yardım mı isteyecekti ?
“ BİR VATANDAŞ GİBİ DÖNERİM “
Amanullah Han, gazetecileri merakta bırakmamak için hemen geliş nedenini açıklıyor, iş yapmadan yaşamaktan sıkıldığını belirterek “ Hem Gazi Mustafa Kemal ile kardeşlik hislerimi, hasret ve muhabbetlerimi bizzat teyit etmek, hem de İstanbul’daki aile fertlerini görmek için geldim “ diyordu.
Sabık kral, Afganistan’a dönüp dönmeyeceği yolundaki sorulara ise şu cevabı veriyordu:
“ Ben Afganistan’a her zaman kral sıfatıyla değil bir vatandaş gibi avdet ( dönüş ) ve hizmete hazırım. Ancak programımın harfiyen kabul ve tatbiki taahhüt edilmek şartı ile. Kralken hazırladığım programın bir kısmı şimdi tatbik ediliyor, bir kısmı ise kaldırılmış. Mesela kız okulları kapatılmış, Avrupa’da okuyan Afgan talebeleri geri alınmış. Ben bunlara muarızım ( karşıyım ).”
MUSTAFA KEMAL’LE GÖRÜŞTÜ MÜ ?
Ortalıkta sabık Afgan Kralının iki uçak kiraladığı, bunlarla ülkesine dönüp darbe yapacağı söylentileri dolaşırken, Amanullah Han trenle Ankara’ya gitti. O sırada Mustafa Kemal, 10 gün sürecek bir yurt gezisine çıkmaya hazırlanıyordu.
Gazi, Amanullah Han’I kabul etti mi ? O dönemin gazetelerinde ve daha sonra yayınlanan Atatürk dönemine ait kronolojilerde bu konuda bir haber ya da bilgiye rastlanmıyor. Ama Dışişleri Bakanlığı kayıtları böyle bir görüşmenin yapıldığını göstermektedir.
Belgelere göre 26 Şubat 1930 günü Londra’daki Afgan Büyükelçisi, Türk Büyükelçiliğine gelerek eski kral Amanullah Han’ın geliş nedeni hakkında bilgileri olup olmadığını sormuştu. Açıkcası bu ziyaret Afgan yönetiminde de merak konusu olmuş, onları tedirgin etmişti. Londra Büyükelçiliğinin durumu bildirdiği Dışişleri Bakanlığının cevabi mesajında Gazi’nin Amanullah Han’ı kabul ettiği belirtilmiş, bu görüşme sırasında eski Afgan Kralına açık bir dille Türkiye’nin, ülkesinde iç savaşı sona erdirmeye çalışan Nadir Han’ı desteklediğini söylediği bildirilmişti. Amanullah Han, ise cevabi olarak Afganistan’da Nadir Han Hükümetinin işlerine karışmaya niyeti olmadığını belirterek, Türkiye’de oturmak istediğini, bunun için yardım talebinde bulunduğunu bildirmişti.
Atatürk’ün sofra hizmetlisi Cemal Granda da Turhan Gürkan’ın kaleme aldığı anılarında Gazi’nin Amanullah Han’ı Çankaya Köşkü’nde ağırladığını ve onuruna 24 kişilik bir yemek verdiğini belirtmektedir. Yemekten sonra Gazi, Amanullah Han’a “ Nasıl oldu sizin bu işiniz ? Sizi nasıl düşürdüler “ diye sorunca Amanullah Han ağlamaya başlamıştı. Eski kralı yatıştırmaya çalışan Gazi bu arada çıkacağı yurt gezisinden sözedince Amanullah Han’da bu geziye katılmak istemiş, ancak Mustafa Kemal gezisinin uzun ve zahmetli olacağı gerekçesiyle bu isteği geri çevirmişti.
Eski Kral 6 Mart günü İstanbul’dan ayrılırken gazetecilere kendisine Tarabya’da tahsis edilen köşkü çok beğendiğini, yaz aylarında aile fertleriyle birlikte burada kalacağını açıklıyordu.
DOLMABAHÇE’DE GÖRÜŞME
28 Temmuz 1933 tarihli gazetelerde yeralan kısa bir haber Amanullah Han’ın yeniden Türkiye’ye geldiğini gösteriyordu. “ Amanullah Han dün Gazi Hazretleri tarafından kabul olundu “ başlığını taşıyan haber şöyleydi:
“ Birkaç günden beri İstanbul’da bulunan sabık Afgan Kralı Amanullah Han hazretleriyle zevce ve baldızları hanımefendilerin bugün ( dün ) Dolmabahçe Sarayı’na giderek eski bir dost sıfatıyla Reisicumhur Hazretlerini ziyaret ettikleri öğrenilmiştir. “
Sabık Afgan Kralı bir hafta kalmak üzere denizyoluyla 25 Temmuz günü istanbul’a gelmiş, geliş nedenini de Gazi’yi ve dostlarını ziyaret olarak açıklamıştı. O sırada Mustafa Kemal Yalova’da dinleniyordu. Eski kralın kendisiyle görüşmek için beklediğini öğrenince 27 Temmuz günü Adatepe destroyeri ile Yalova’dan hareket etti. Saat 14.30 sıralarında İstanbul’a gelen Gazi, Amanullah Han’la iki saate yakın süreyle görüştü. Görüşmenin içeriği hakkında basına bir açıklama yapılmazken, Gazi saat 20.00 sıralarında da tekrar Yalova’ya hareket etti.
Gazeteciler, Amanullah Han’ı İstanbul’da son kez 19 Kasım 1938 günü Atatürk’ün cenaze töreninde gördüler. Yakınlarına ‘ Ağabeyim ‘ diye sözedecek kadar çok sevdiği Ata’nın naaşının arkasında gözleri yaşlı üzgün ve omuzları çökmüş bir halde Dolmabahçe’den Sirkeci’ye kadar yürüyüp O’nu sonsuzluğa uğurladı…
FAHRETTİN ALTAY, AMANULLAH HAN’I ANLATIYOR
“ KRAL ÇIPLAK KADINA BAKMADI “
KURTULUŞ Savaşı kahramanlarından Orgeneral Fahrettin Altay, Amanullah Han’a, eşi de Kraliçe Süreyya’ya mihmandarlık ( konukçuluk ) yapmakla görevlendirilmişti. Altay, Milli Savunma Bakanı’ndan bu konudaki emri aldıktan sonra Musata Kemal’i ziyaret etmiş, Cumhurbaşkanı O’na Afganistan’a ait büyük bir dosya verip , bunu okumasını ve bu konuda bilgilenmesini istemişti.
“GENELKURMAY BAŞKANLIĞINI İSTEMEDİM “
Altay, anılarında “ Bu Ankara’ya ilk defa olarak bir hükümdar ziyareti olduğu için Atatürk pek neş’eli idi. 10 Mayıs’ta Başbakan İnönü ile görüştüğümde Afgan Kralının hali müsait görülürse beni Afganistan’a Genelkurmay Başkanı ve Başkumandan yapmak istediklerini bildirdi. Sağlık durumumun buna müsait olmadığını söyleyerek kabul etmedim “ der. Daha sonra İzmir vapuru ile , diğer görevlilerle birlikte kral ve kraliçeyi almak üzere Sıvastopol’a hareket eder. Bundan sonrasını şöyle anlatır:
“ … 18 Mayıs günü saat 11.00’de Kral ile Kraliçe Süreyya geldiler. Büyük bir merasim yapıldı ve kendilerine takdim olunduk. Yarım saat sonra da büyük bir merasim ile uğurlanıyorduk. Savaş gemileri ve 38 uçak bir müddet bize refakat ederek Kral’ı geçirdiler.
Kral, sivil giyinmiş, esmer, karabıyıklı ve karagözlü yakışıklı bir genç. Gürbüz ve çevik. Kraliçe nazik ve güzel bir taze, bir Avrupalı gibi açık giyiniyor. Annesi Şamlı imiş. Kral Türkçe biliyor ve meramını anlatabiliyor. Kraliçe Farsça konuşuyor. Vapurda kral ve kraliçe samimi bir halde gazetecilerle görüşüyorlar, gülüşüyorlar. Kral, kraliçeye tercümanlık yapıyor, fotoğrafçılar bol bol resim çekiyorlar. Resmiyetten kaçınan Kral popüler görünmeye çalışıyor. Öğle yemeğini beraber yedik, geceyi de vapurda eğlenerek geçirdik. “
“ İSTİKLAL SAVAŞINI ANLATTI “
27 Mayıs Pazar günü akşam üzeri trenle İstanbul’a hareket ettik. Teşyi ( uğurlama ) merasimi de çok debdebeli ( gösterişli ) oldu. Kral, Atatürk’e karşı hürmetkar bulunuyordu. Polatlı yakınlarından geçerken bizim Sakarya muharebemiz hakkında tepeleri göstererek bazı bilgiler vermek istedim.O bunları dinlemekten ziyade kendi İstiklal Savaşı’nı anlatmaya devam etti. Anladım ki bir şey öğrenmek değil yaptıkları ile öğünmek heveslisidir. Daha sonra Afganistana gittiğimde kendisi krallıktan düşürülmüştü. Epeyce güzel eserlerini gördüm. Herhalde dünya medeniyet alemine katılmak isteyen bu kral Atatürk’e çok bağlıydı. Atatürk’ün ölümünde İstanbul’a gelmiş, Dolmabahçe’den Sirkeci’ye kadar cenazenin arkasından yürümüştü. “
ÇIPLAK MODELE BAKMADI
… Kralın İstanbul seyahati de merasimlerle geçti. Birçok yer gezildi. Güzel Sanatlar Akademisine yapılan ziyarete kraliçe katılmadı. Resim salonunda öğrencilere modellik yapan çırılçıplak bir kadın ortada duruyor, Kral ona bakmaksızın çocukların yaptıkları resimlere bakarak takdirde bulunuyordu.
“ SAKIN KORKMA “
30 Mayıs Kurban Bayramı günü ziyaret ve tebrikler yapıldı, öğleden sonra Kral kendi otomobilinde kendi şoförlük yaparak İstanbul’un etrafını dolaştı, beni de yanına oturttu ve bu arada:
-” Sakın korkma ben ehliyetli şoförüm “ dedi. Ben de
-” Bir kralın şoförlük yaptığı otomobilde bulunmak bir şereftir. Fakat yollarımız bozuk ve karışıktır, bir kılavuz almanız iyi olur” dedim, fakat buna lüzum olmadığını söyleyerek harekete geçti. Çok şükür ki geziyi selametle tamamladık. “
Afgan Kralı Amanullah Han, dönüş yolunda Batum’a kadar kendisine refakat eden Orgeneral Fahrettin Altay’a büyük, som altından bir güneş nişan, eşine ise büyük bir gümüş vazo hediye etmişti.
ON YIL SÜREYLE TAHTTA KALDI, AFGANİSTAN’IN ‘MUSTAFA KEMAL’İ OLMAK İSTİYORDU
Mustafa Kemal, Anadolu’da Kurtuluş Savaşı’nı sürdürken O’nu takdir ve heyecanla izliyenlerden biri de ülkesinin İngiltere’nin etkisinden kurtararak bağımsızlığını kazanmasına önderlik yapan Amanullah Han’dı. 1919 yılının Şubat ayında babası Emir Habibu Ilah Han’ın öldürülmesinden sonra tahtı ele geçirmiş, tahta çıkma töreninde yaptığı konuşmada bağımsızlığını ilan etmişti. İngilizler bu kararı tanımadı. Bu yüzden İngiltere – Hindistan ortak ordusu ile Afgan Ordusu arasında çıkan savaş , 8 Ağustos 1919’da Afganistan’ın bağımsızlığını tanıyan anlaşmanın imzalanmasıyla sonuçlandı.
Aynı tarihlerde Mustafa Kemal Samsun’a çıkmış, Anadolu’da kutsal özgürlük ateşini yakarken, kurtuluş savaşını örgütlemeye uğraşıyordu. Afganistan daha sonra kurulacak Ankara Hükümetini ilk tanıyan ülke oldu. TBMM’nin 1921 yılında yürürlüğe koyduğu anayasayı örnek alarak hazırlattığı Afgan Anayasası 9 Nisan 1923’de yürürlüğe girdi. Bu anayasa seçim ve atama yoluylaoluşturulacak bir meclise yasama görevi vermekteydi.
Mustafa Kemal’e hayran olan Amanullah Han, O’nun Cumhuriyetin ilanından sonra yaptıklarını da ilgiyle izledi. Türkiye ile Afganistan arasında benzerlikler kuruyordu. İki ülke de cehalet ve fakirlik ön planda gelmekteydi. Afganistan’da Mollaların baskısıyla özellikle kadınların geri plana atılmasını, haklarının verilmeyişini de Afganistan’ın ilerlemesine engel olan bir sorun olarak görüyordu. Kral, tüm bu güçlüklere rağmen çalışmalarını sürdürürken, mutlakiyetle idare edilen dönemin izlerini silmeye çalışıyordu.
ATATÜRK’ÜN SÖZLERİ
Amanullah Han eşi Süreyya ile birlikte , yapacağı devrimler öncesi incelemelerde bulunmak üzere tam 6 ay sürecek bir Avrupa gezisine çıktı. İtalya, Fransa, İngiltere, Almanya ve Türkiye’yi ziyaret etti. Bu ülkelerde gördükleri, genç kralın yenilikler yapma arzusunu güçlendirmişti.
Türkiye’de büyük bir törenle karşılanıp ağırlanan Amanullah Han, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal’le görüşmesi sırasında ülkesinde yapmak istediklerini anlattı ve onun görüşlerini dinledi. Amanullah Han bu devrimleri bir an önce gerçekleştirmek istiyordu. Ama O’nun bu aceleciliği Mustafa Kemal’i endişelendirdi. Türkiye ile Afganistan arasında yapısal farklılıklar vardı. Afganistan henüz Türk halkının seviyesine erişememişti, koyu bir taassup içindeydi. Bir devrim sırasında halkın Amanullah Han’a ne ölçüde destek olacağı belli değildi. Bu nedenle bir yenilik yaparken çok ihtiyatlı olmak gerekiyordu. Bu yüzden kısa ve açık konuştu.. O’na “ Arkanda güçlü bir ordu olmadan , halkın devrimleri kaldıracak bir seviyeye gelmeden bu işlere kalkışma “ dedi. Kral’ın , danışman isteğine karşılık Hikmet ( Bayur ) Beyi Kabil elçiliğine atadı. General Kazım Orbay Başkanlığında askeri bir heyet de Afgan Ordusunun yeniden düzenlenmesiyle görevlendirildi.
ASİLER KABİL YOLUNDA
Amanullah Han, Mustafa Kemal’in tavsiyelerini unutmuş gibiydi. Ülkesine döner dönmez kadınların peçelerini zorla ve sokak ortasında kaldırtmak istediği, topladığı millet meclisi üyelerinin sakallarını zorla kestirip, başlarına şapka, sırtlarına frak giydirdiği yolundaki haberler Ankara’ya akmaya başladı. Amanullah Han, iddiaya göre kendisinin de Hazreti Muhammed gibi bir öncü olduğunu öne sürüyordu. Kadınlarla ilgili bir yasa çıkarması ise bardağı taşıran son damla oldu.
Ülkede yeniden egemenliği ele geçirmek isteyen İngilizlerin de el altından girişimiyle Kabileler ayaklanmış ve Kabil’e doğru ilerlemeye başlamışlardı. Bunların başında ise Bece Saka adında bir şahıs bulunuyordu. Mollaların da desteğiyle ayaklanma kısa sürede büyüdü.
MUSTAFA KEMAL’İN TALİMATI
Kabil’deki Türk Büyükelçiliği mensupları olayların giderek büyümesi üzerine Ankara’da Dışişleri Bakanlığından elçiliği boşaltmak için izin istediler. Ancak Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras’ın imzasıyla 22 Kasım 1928 günü gönderilen talimatta “ Türk zabitleri ( subayları ) irticaa karşı Kralın emriyle Türk Vatanını müdafaa eder gibi hayatlarını ortaya koyarak vazife ifası ile mükelleftirler. Afganistan politikamızın istikrarı zabitanımızın bu hadisedeki fedakarlık ve muvaffakiyetine bağlıdır “ denilerek Kabil’de kalmaları, bu durum da Kral’a bildirmeleri “ isteniyordu.
Kral, Türk hükümetinin gösterdiği bu ilgiden fevkalade mütehassıs olmuştu. Mustafa Kemal O’na büyük bir jest yapmıştı. O sırada Afgan Ordusunu islah etmek üzere görevlendirmiş olan Orgeneral Kazım Orbay başkanlığındaki Türk askeri heyeti de Kabil’e gelmişti. İsyan edenlerin ise Kabil üzerine yürüyüşü sürüyordu. Türk askeri heyeti, yaptığı değerlendirme sonucu Afgan genelkurmayına bazı tavsiyelerde bulundu. Ancak tavsiyeleri dinleyen olmadı. Bunlar dinlenseydi belki savaşın seyri değişebilirdi. Bu yüzden Bece Saka , Kabil’in 16 kilometre kuzeyindeki Kutil Hayırhane dağ geçidinde Afgan hükümet birliklerini yenmeyi başardı.
Amanullah Han, kadın kılığına girerek aile fertleriyle birlikte Hindistan’a kaçarken , Bece Saka da 1929’un Ocak ayı içinde başkente giriyor ve “ Gazi Emir Habibullah Han “ ünvanıyla tahta çıktığını açıklıyordu. Yeni yönetimin yaptığı ilk iş kız okullarını kapatmak olmuştu.
Mustafa Kemal bu duruma çok üzülmüştü. Kral daha iş başındayken, kadın kıyafetleriyle ilgili yasayı çıkarınca, genel sekreterine “ Eyvah adam gitti demektir. Ben kendisine ısrarla bu mevzua girmemesini tavsiye etmiştim. Çok yazık oldu “ diyerek üzüntülerini belirtmişti.
Afganistan’da sular o tarihten sonra da durulmayacaktı.
AFGAN ASKERLERİNİ EĞİTTİ, DÜZENLİ ORDU KURDU: CEMAL PAŞA’NIN AFGANİSTAN GÜNLERİ
Osmanlı İmparatorluğuna bir dönem egemen olan İttihat ve Terakki Partisi’nin üç liderinden Cemal Paşa düzenli bir Afgan Ordusunun kurulması için büyük çaba harcamış, bu çalışmaları nedeniyle Afgan Kralı Amanullah Han’ın takdirini kazanmıştı.
İmparatorluğun Birinci Dünya Savaşı’ndan müttefikleriyle birlikte yenik çıkması üzerine 1 Kasım’ı, 2 Kasım 1918’e bağlayan gece Talat ve Enver Paşa’larla birlikte ülkeyi terkeden Cermal Paşa önce Rusya’ya oradan da Almanya’ya giderek bir süre Berlin’de kalmış, daha sonra İsviçre’ye geçerek Davos yakınlarındaki bir dağ köyünde anılarını yazmıştı.
Cemal Paşa, daha sonra o sıralarda İngilizlerle bağımsızlık mücadelesini sürdüren Afganistan’a gitti. Kabil’de ilgiyle karşılanan Paşaya, Kral Amanullah Han, prensliği sırasında kaldığı Aynülammara kasrını tahsis etti ve ordusunun yeniden düzenlenmesi için yardımlarını istedi. Cemal Paşa bölgeye gelen Türk subaylarının da katkısıyla kısa sürede düzenli bir piyade alayı, bir topçu taburu ve bir süvari alayı oluşturdu.
Başarılı çalışmaları nedeniyle kendisine “ Serdar Ahmet Cemal Han “ ünvanı verilen Cemal Paşa Anadoluda başlayan milli kurtuluş hareketiyle yakından ilgileniyor, vatana dönüp milli orduda görev almak istiyordu. Bu arada Enver Paşa’nın amcası Halil Kut’la birlikte Moskova’ya giderek Anadolu Hükümetinin Rusya ile antlaşma imzalamasına katkıda bulunmuştu.
Cemal Paşa, 1922 yılı Mayıs ayında Afganistan’a yardım için görüşmelerde bulunmak üzere Moskova’ya gitti. Moskova dönüşü konakladığı Tiflis’te yaveri İsmet Bey’i, kendisine Anadolu’ya geçiş izni alması için Erzurum’a Kazım Karabekir Paşa’nın yanına gönderdi. İzin gelir gelmez Tiflis – Kars trenine binip ülkesine dönecekti. Ama bu kısmet olmadı.
Ortalıkta dolaşan suikast söylentilerine, hatta bizzat Halil Paşa’nın uyarısına rağmen hiçbir önlem almayan Cemal Paşa, 21 Temmuz 1922 cuma gecesi Tiflis’te görünüşe göre Ermeniler tarafından düzenlenen suikastle yaverleri Nusret ve Süreyya Bey’le birlikte öldürüldü. Bu suikastte Rusların da parmağı olduğu öne sürüldüyse de kanıtlanamadı.
Halil ( Kut ) Paşa’nın anılarında Mustafa Kemal’in Cemal Paşa’nın ölüm haberini alınca çok üzüldüğü, “ Ah. Niye Ankara’ya gelmedi “ dediğinden söz edilir. Cemal Paşa’nın ve yaverlerinin cenazeleri önce Tiflis’te toprağa verildi. Kurtuluş Savaşı’nın zaferle sonuçlanmasından sonra da Atatürk’ün isteğiyle ve özel bir trenle Erzurum’a getirilerek vatan topraklarına gömüldü.