Karadeniz’in Seyir Günlüğü

HER GİTTİĞİ  LİMANDA BÜYÜK İLGİ GÖRMÜŞTÜ

KARADENİZ’ İN SERGİ ‘ SEFERİ

Cumhuriyet Türkiye’ sinin ürettiği zirai ve ticari ürünleri Avrupalılara tanıtmak amacıyla, Mustafa Kemal’ in isteği üzerine yüzer sergi haline getirilen Karadeniz, 15 Avrupa limanına uğramış, seferi 86 gün sürmüştü. Karşılarında fesli, palabıyıklı, şalvarlı, poturlu Türk erkekleri, ya da karaçarşaflı, feraceli, yaşmaklı Türk kadınlarını göreceklerini zanneden Avrupalılar, personel ve denizcilerin modern giyimi karşısında çok şaşırmışlar, daha sonra bu şaşkınlık yerini hayranlığa bırakmıştı.

Ertan ÜNAL               

              Önce limanda bir bestenin kulakları okşayan nağmeleri duyuldu. Musikiye aşina olanlar, bunun Türk ordusunun zaferi üzerine bestelenmiş İzmir Marşı olduğunu anlamakta gecikmediler. İyi de bu ses sanki  denizin üzerinden geliyormuş gibiydi. Çok değil, kısa bir süre sonra görücüye çıkacak bir gelin adayı gibi süslenmiş, bayrak ve flamalarla donatılmış Karadeniz Gemisinin burnu, Sarayburnu açıklarında belirince limanda sanki kıyamet koptu.

Demirli ve hareket halindeki tekneler, sözbirliği etmişçesine aynı anda düdüklerini çalmaya başladılar. Düdük sesleri, geminin güvertesinde bulunan Cumhurbaşkanlığı Orkestrasının çaldığı İzmir Marşı’ nın nağmelerine karışırken, rıhtımda bekleşenler sevinç içinde birbirlerine sarılıyorlardı.

Takvimler 5 Eylül 1926 pazar gününü, saatler ise 11.00’ i göstermekteydi.

Türkiye’ nin ilk ‘ Yüzer Sergisi ‘ Karadeniz tam 3 aya yakın-86 gün- süren seferinden dönmüştü. Bu süre içinde 12 Avrupa ülkesinin 15 limanında demirlemiş, salonlarını genç Türkiye Cumhuriyeti’ ni tanımak isteyen Avrupalılara açmıştı. Sergiyi İtalyanlardan İspanyollara, İspanyollardan Almanlara, İngilizlerden İsveçlilere kader binlerce kişi ilgiyle gezmiş, gemide verilen yemeklerde o kentin üst düzey yetkilileri, Türk mutfağının seçkin örneklerini tadarken, gördükleri karşısında duydukları takdir hislerini dile getirmişlerdi.

Geminin süvarisi ‘ Topuz’ lakabıyla anılan Lütfi Kaptan, karşılayıcıları düdükle selamlarken, Karadeniz’ i ustaca bir manevra ile 86 gün önce kalktığı Tophane rıhtımına yanaştırıyor, gemideki  yolcular kendilerini karşılayanlarla sevinç yumağı oluştururken, Karadeniz’ in tarihindeki en uzun seferi  başarıyla sona eriyordu.

Cumhuriyet Türkiye’ sini Avrupa ülkelerine tanıtacak bir ‘ Yüzer Sergi’ oluşturulması fikri, bazı kaynaklara göre dönemin ileri gelenlerinden, Manisa Milletvekili Mazhar Müfit ( Kansu )Bey, Bir başka kaynağa göre de Ekonomi Bakanlığı tarafından ortaya atılmış, Cumhurbaşkanı Mustafa Kemal de bu projeyi beğenmişti. Cumhuriyetin kuruluşunun üzerinden 3 yıla yakın zaman geçtiği halde Avrupalı Türkleri hala sarıklı, poturlu, fesli, çarıklı, kadınları ise kara çarşaflı, kafes arkasında yaşamayı mahkum varlıklar olarak düşünüyordu. Ülkenin yetiştirdiği ürünler, maden kaynakları kısaca sanayi hakkında ise yeterli bilgileri yoktu.

Mustafa Kemal, Osmanlıdan kalan bu imajı değiştirmek Cumhuriyetin ve devrimlerin Türk toplumuna neler kazandırdığını göstermek amacıyla bir  ‘ Yüzer Sergi ‘ nin oluşturulmasına karar verdi.

Proje İstanbul’ un tanınmış işadamları arasında büyük heyecan yarattı. Basın da, küçük bir azınlık dışında bu fikri hararetle destekleyince kollar sıvandı: İlk iş olarak yüzer serginin oluşturulacağı gemi araştırıldı.

Önce Gülcemal ve İzmir gemileri üzerinde duruldu Gülcemal, Türk Deniz filosunun ilk transatlantiğiydi. İngiltere ile Amerika arasında yıllarca yolcu taşıdıktan sonra 1911 yılında Seyr-i Sefain İşletmesi tarafından satın alınmış ve hizmete girmişti. Aynı zamanda Amerika’ ya giden ilk Türk gemisi ünvanına sahibi olan Gülcemal,  güzeldi, iyiydi ama yaşlıydı. İzmir Gemisi de bazı nedenlerle elenince, geriye İzmir ‘ in eşi olan Karadeniz Gemisi kaldı.

Karadeniz 1905 yılında Hollanda’ da yapılmış, yıllarca Hollanda ile o dönemde sömürgesi olan Endonezya arasında sefer yapmıştı. Gemi 1924 yılında Seyr-i Sefain İşletmesi tarafından satın alınarak hizmete konulmuş, İdeal bir ‘ Uzak yol gemisi’ ydi.

Karadeniz Gemisi ikinci kaptanı Süreyya Gürsu’ nun, yıllar sonra kaptan Refik Akdoğan tarafından dilimize kazandırılan ‘ Seyir Günlüğü’ nden, geminin yola çıkmadan önce baştan aşağıya elden geçirildiğini öğreniyoruz. Kayıtlara göre gemiyi ‘ Yüzer Sergi ‘ haline dönüştürme görevi, dönemin tanınmış mimarlarından Asım ( Kömürcüoğlu) beye verilmiş, gemi hemen Haliç’ te havuza sokulmuştu. Sergi  ‘ Satış ve numune Dairesi ‘ olmak üzere iki bölümden oluşuyordu. Yapılan çalışmalarla başambar satış dairesine dönüştürüldü, burada Tütün Inhisar (Tekel),sigaraları birbirinden değerli Kütahya çinileri ve Türk halıları, kehribar ve kıymetli taşlarla yapılmış muhtelif süslemeler, antikalar ve ünlü şekerci Hacı Bekir’ in şekerleri, lokumları yer aldı.

Arka ambarda yapılan Numune Dairesinde ise Beykoz Kundura Fabrikasında üretilen ayakkabılar, Bursa ipeklileri, Hereke kumaşları, ülkede yetiştirilen her çeşit hububattan örnekler, maden örnekleri, tiftik, pamuk bulunuyordu.

Yapılan çalışmalar sırasında geminin iç ve dış görünümüne de önem verilmiş, iki kat beyaz boya çekilmiş, geminin yanları ile baca ve direklerini aydınlatmak için özel elektrik donatımı kurulmuştu. Salonlarına da ünlü ressamların İstanbul’ a ait tabloları asılmıştı.

Takvimler Ağustos ayı sonlarını gösterirken, gemi adeta baştan başa yenilenmiş halde harekete hazırdı. Geminin gezisine, İstiklal Marşımızın bestekarı Zeki Güngör’ ün şefliğindeki 46 kişilik Cumhurbaşkanlığı Orkestrası da katılacak, her gidilen limanda konser verecekti.

Gemide ayrıca basın mensuplarının dışında ressam ve sanat tarihçisi Celal Esat bey (Arseven ), Şair Kemalettin Kamu, yazar Vâlâ Nurettin Bey, İstanbul Liman İşletmesi Genel Müdür Rauf Manyasi Bey Celal Bayar’ in oğlu Refii Bayar, ‘ Bal Mahmut ‘ lakabıyla tanınan Mahmut Baler Bey, Ali Muhittin Hacıbekir  de bulunuyordu. Bu kişilerin çoğu eşleriyle birlikte geziye katılmaktaydı. Gemideki diğer ilgi çekici yolcular arasında Çamlıca Özbekler Tekkesi Şeyhi Atâbey, Pertev ( Demirhan ) Paşa ve kızları, Seyfettin ( Çürüksulu ) Paşa da yer almaktaydı.

Harekete hazır hala gelen gemi, bir süre Tophane limanında demirli kaldı. Bu süre içinde binlerce İstanbul’ lu sergiyi gezdi. Sergi büyük beğeni topladı.

Karadeniz, 12 Haziran Salı sabahı Galata rıhtımından törenle uğurlandı. Mustafa Kemal, o sırada Bursa’ da bulunuyordu ve sergiyi görmek istemişti. Bu nedenle Karadeniz önce Mudanya’ ya uğradı.

Geminin Lombar ağzında törenle karşılanan Gazi sergiyi gezdikten sonra takdir hislerini, geminin hatıra defterine yazdığı şu satırlarla dile getirdi.

“ Sergi başarıya ulaşmış bir eserdir. Bende gayet iyi intibalar ( izlenimler ) meydana getirdi. Sunuş tarzı gayet iyidir. Hazırlayıcısını takdir ve teorik ederim. “

Gazi, onuruna verilen yemekte hazır bulunduktan sonra Bandırma Limanı’ nda gemiden indi. Karadeniz ise yoluna devam etti.

Çanakkale Boğazı’ ndan çıkarken, İzmir seferinden dönmekte olan Türk gemilerinin ana Kraliçesi Gülcemal’ le karşlılaştı. Gülcemal, genç arkadaşına düdük çalarak iyi yolculuklar diledi. 

Sakin bir havada, atlas gibi dümdüz ve kırışıksız bir denizde yolcuğunu sürdüren Karadeniz, ilk molayı Cezayir’ in Bona ( şimdiki adı Annaba ) limanında verdi. Burada gemiye kömür alınırken, resmi ziyaret programında olmamasına rağmen Cezayirlilerin akın akın gelip sergiyi gezdikleri görüldü. İyi bir gözlemci olan ikinci kaptan Süreyya Gürsu’ nun deyimiyle ‘ Beyaz sarık ve maşlahlarıyla geminin güvertesini Yeni Camii Avlusunun eski manzarasına benzeten ‘ konuklar Cumhuriyet ve devrimlerle ilgili çeşitli sorularına cevap almaya çalıştılar.

Karadeniz ikmalini tamamladıktan sonra 19 Haziran cumartesi sabahı Bona’ dan ayrıldı. Ufukta köpükler görünüyor, barometre yüksekliğini koruyordu. Fırtına adeta geliyorum diyordu. Görevliler hemen seferber edildi. Sergide bulunan, sallantıda kırılabilecek eşyalar bağlandı, ambar kapakları kapatıldı ve yolculara mecbur kalmadıkça güverteye çıkmamaları uyarısında bulunuldu.

Karadeniz, daha mendirekten çıkar çıkmaz sallanmaya başladı, ilerledikçe sallantı arttı. Geminin burnu dalgaların arasında kaybolurken herkesin yüreği ağzına geliyor, sonra koca gemi, yere kapaklanmış  bir küheylan’ ın silkinerek ayağa kalkışı gibi eski halini alıyordu. Sallantının şiddetinden kimse öğle yemeğini yiyemedi. Cesur bir deniz kurdu olan süvari Lütfi Bey, Gülcemal’ le Amerika’ ya yaptığı sefer sırasında bundan daha beter fırtınalar görmüş, her seferinde de gemisini sakin sulara ulaştırmayı başarmıştı. Şimdi de fırtınanın etkisiyle gazaba gelen denizle boğuşuyordu.

Akşam saatlerinde denizcilerin deyimiyle Hava daha da arttı yani fırtına şiddetlendi. Akşam yemeğine kimse gelemedi. Kimileri mide bulantısından mustaripti, kimileri ise bu korkulu dakikaların bir an önce bitmesini bekliyordu.

Fırtına tam 30 saat sürdü. 30 saat süreyle görev başında kalan bir an bile gözlerini kırpmayan denizciler, Barcelona Limanında yapılan karşılama törenini görünce tüm yorgunluklarını unuttular.

İspanyollar, Karadeniz Gemisi için, ünlü kaşif Kristof Kolombun heykelinin bulunduğu meydana bakan ve limanın en seçkin yeri olarak kabul edilen rıhtımı hazırlamışlardı. İspanyol polisi, gemiyi gezmek için biriken kalabalığı düzene sokmaya çalışırken Barcelona Valisi, Belediye Başkanı ve diğer resmi yetkililer gemiye çıkarak ‘ Hoş geldiniz ‘ dediler. Bu sırada Cumhurbaşkanlığı Senfoni Orkestrası İspanyol Milli Marşını Çalmaktaydı.

Sergi için gemiye gelen İspanyollar yıllar süren izlenimlerin aksine bir görüntüyle karşılaşınca önce bir şaşkınlık geçiriyorlardı. Türk erkekleri anlatıldığı gibi fesli, sarıklı, şalvarlı, poturlu ve de palabıyıklı değildi. Tıpkı bir Avrupalı gibi giyinmişlerdi. İçeri girip sergi görevlisi genç kızları görünce şaşkınlıkları daha da arttı. Üzerlerinde kara çarşaftan iz bile yoktu. Üstelik bazıları yabancı dil de konuşabiliyordu.

İspanyollar açısından yüzer serginin en çok ilgi çeken yerleri numune bölümündeki Hacıbekir lokumlarıyla Türk tütünüydü. Türk lokumunu çok beğenenler birkaç tane birden yemeden yapamadılar. Numune bölümünden çıkanların üstlerindeki beyaz ilerden kimin lokum yediği hemen belli oluyordu. Tütün bölümündeki sigaralar da kapanın elinde kalmıştı.

Karadeniz, Barcelona Limanında iki gün kaldı. Bir süre içinde gemide ve kentte, karşılıklı yemekler ve balolar birbirini izledi. Gemi 23 Haziran’ da yola çıkmadan önce, yeni bir fırtınadan  korkan yolculardan bir bölümü, ikinci durak olan Fransa’ nın Le Havre limanına karadan, trenle gitmek istediklerini bildirdiler. Süvarinin bu isteği kabul etmesinden sonra da yol arkadaşlarıyla vedalaşarak gemiden indiler.

              Karadeniz, Le Havre Limanında da aynı şekilde karşılandı, Barcelona’ daki kadar olmasa bile yine yüzlerce kişi sergiyi gezerek takdirlerini belirttiler. Gemide verilen baloya şehrin ileri gelenleri ve seçkin kişiler katıldı.

              Londra’ da ise ilgi doruk noktasına çıktı. Sergiyi gezmek için bekleyenlerin rıhtımı tıka basa doldurması yüzünden yer bulamayan Londralılar, kayıklarla gelerek gemiye çıkmaya çalıştılar. Akşam ise İngilizler onuruna 300 kişilik bir çay partisi düzenlendi. Gelenler arasında kimler yoktu ki ? Dört Lord, 20 banka direktörü, İşadamları, Türkiye’ nin Londra Büyükelçiliği mensupları, Ünlü İngiliz denizcileri, geminin gerişinde içlerinde genç kızların da yer aldığı protokol görevlileri tarafından karşılanıyordu. Cumhurbaşkanlığı Orkestrasının çaldığı klasik besteler ilgiyle dinlenmekteydi.

              Karşılama ve ağırlamadan çok memnun kalan İngilizler ‘ Türk denizcilerini çok centilmen bulduklarını ‘ belirtirken, bizimkiler olanlar hakkında ne düşünüyordu acaba? Bunu da Süreyya Gürsu ‘ nun anılarından birlikte okuyalım:

“ ……Orkestramız bu gece çok muvaffak ( başarılı ) parçalar çaldı. Hava sıcak denecek derecede ılıktır. Kalabalık ve kibar gruplar neşelenmeye başladırlar. Bu gruplardan bazılarını uzaktan seyre daldım. Kaşları çatılmış birkaç İngiliz’ in hallerine dikkat etim. Lordvari bir eda ile kurulmuşlar,  etrafa kibir ve gurur saçıyorlar. Ama hakları da yok değil. Üzerinde güneş gurup etmeyen ( batmayan, vatanlarının 160 katı büyüklüğünde müstemlekelere ( sömürgelere ) sahip olan ve 450 milyon insanı elinde tutan bir ulusun evlatları, elbette konuşuş ve duruşlarında da bu azametin bir nişanesi bulunacak.

Karadeniz, daha sonra Hollanda’ nın Amsterdam, Almanya’ nın Hamburg, İsveç’ in Stockholm Finlandiya’ nın Helsinki Limanlarını ziyaret etti. Gemi, uğradığı her limanda büyük ilgi görüyor, ziyaretçilerle dolup taşıyordu. Ziyaretçilere geleneksel Türk konukseverliği gösteriliyor, şekerlemeler ikram ediliyor, çeşitli hediyeler veriliyordu. Geceleri ise konserler, resepsiyonlar, balolar bir birini izlemekteydi.

              Karadeniz 29 Temmuz günü Sovyetler Birliği’ nin Leningrad limanına demir attı. Her yerde olduğu gibi burada da merakla bekleşen binlerce kişiyi Sovyet polisi düzene sokmaya çalışıyordu.

Kalabalığı gören bir denizcinin deyimiyle “ Bekleşenlerin onda biri gemiye girmek istese bunlara 5 tane Karadeniz yetmeyecekti. “ Sovyet polisi, kalabalığa zor kullanırken, umulmadık bir olay oldu. Gemiye çıkan bir Sovyet heyeti önce sergiyi inceledi, daha sonra telsiz dairesini kilitledi, gemideki tüm fotoğraf makinelerini topladı, geminin kasasındaki paralarda sayılıp zabıt tutuldu daha sonra halka giriş ve çıkışlar için özel karneler dağıtıldı.

Sovyetler, bu garip hareketlerinin yarattığı olumsuz etkiyi, akşam yemeğinde yaptıkları Türkiye Cumhuriyetini ve devrimleri öven konuşmalarla silmeye çalıştılar, Bununla da yetinmeyerek büyük bir miktar oluşturulan kılavuzluk parasını almadılar.

Karadeniz, tanıtım gezisinin ilk turunu Baltık Denizinin uç noktasındaki Leningrad’ da tamamlanmıştı. Daha sonra dönüş yolculuğu başladı. Sırasıyla Almanya’ nın Danzig, Polonya’ nın Gdynia, Danimarka’ nın Kopenhag, Belçika’ nın Anvers, Fransa’ nın Marsilya, İtalya’ nın Cenova ve Napoli Limanlarına uğradıktan sonra 5 Eylül 1926 Pazar günü İstanbul Limanına demir attı.

Yolculuğun bu bölümünde bir iki olay dışında yazmaya değer olay olmadı. Bunlardan biri Gdynia Limanına giderken, geminin savaş gemileri tarafında karşılanması, diğeri ise gemi limanda ayrılırken can kurtaran filikaları içinde 3 kaçağın elegeçirilmesiydi. Kaçaklar yakalandıktan sonra gemi baştan aşağı arandı, bu yüzden yola devam etmesi gecikti.

Bir diğer olay ise, gemi Marsilya’ ya yaklaşırken yoğun sis içinde yapılan yaklaşık 20 saat süren tehlikeli  yolculuk oldu. Gemi bu süre içinde gözleri bağlanmış bir insan gibi yol almaya çalıştı. Hızı azaltılırken, sık sık çalan düdükler çevrede gemi olup olmadığı anlaşıldı. Yolcuları çok korkutan bu tehlike sisin dağılmasıyla sona erdi.

Karadeniz’ in personeli, nöbetleri olmadığı zaman ya da yapılan davetlerle, uğradıkları limanlarda kenti geziyor, ilk kez gördükleri ülkeler hakkında bilgi almaya çalışıyorlardı. Ama çoğunun bu kentler hakkında ortak izlenimleri çok olumluydu. Caddeler ve sokaklar cetvelle çizilmiş gibi muntazamdı ve günün hangi saati olursa olsun tertemizdi. Eski eserlere büyük değer veriliyor ve titizlikte korunuyordu, yapılaşma bozulmamıştı . Bunun dışında personel Hamburg’ u çok pahalı bulmuş, Amsterdam’ da  ‘ Denizden caddeler ‘ , Kopenhag ve Stockholm’ de bisikletlilerin çokluğu dikkatini çekmiş, nefesi güçlü olanlar Napoli’ de Vezüv  Yanardağına çıkmış, Cenova’ da dünyanın en büyük mezarlığı olan ve mezarlıktan çok bir heykel galerisini andıran Kampta Sante’ ye gitmişti.

Personel özellikle Baltık ülkelerinin kadınlarını da güzellik ve giyim, kuşam bakımından çok beğenmişti. Süreyya Gürsu, günlüğüne düştüğü notlarda Stockholm lu kadınlar hakkındaki düşüncelerini şöyle dile getiriyordu:

“ … Güvertemiz papatya tarlası gibi ekseriyetle narin İsveç kadınları tarafından beneklenmiş ve süslenmiş. Stockholm bayanlarının bilhassa giyinişlerinin o kadar şık bir tarzı var ki biraz çirkince olanları da bu, bol güzelliğe gömülerek müsavi ( eşi )bir letafete ( hoşluğa ) sahip olmuşlar. Çirkini şirinleşmiş, güzeli de şekerleşmiş bir halita olarak ( karışım ) bulunuyorlar. Kadın ve erkeklerin bilhassa vücut güzelliği burada daha ziyade göze çarpıyor. İhtiyarlar bile galeri müzesinin İtalyan heykellerine benziyor. Vücut hatlarında hiçbir bozukluk yok. Mükemmel bir stil. “

Kaptan Gürsu, Kopenhag’ lı kadınların da hakkını yememiş, onlar hakkında da olumlu ifade kullanmış. Şimdi bu satırları da birlikte okuyalım:

“ Kopenhag da gemiyi gezenler arasında şişkin karınlı, battal vücutlu olanı göremedik. Hepsi bir fabrikadan çıkmış ince birer sürahi gibi duruyor. Giyinişleri basit olduğu kadar temiz ve zarif. Kadınları, genç kızları siyah ve lacivert üzerine dallı ve çiçekli rob giymişler. İpekli değil, sert bir basma. Biz olsak bu kumaşları giymek değil, perde bile yapmak için düşünürüz. Halbuki bunlar Venüs gibi vücutlarına, altuni saçlarla süslü şekillerine o kadar güzel yakıştırmışlar ki…”

              Karadeniz’ in sergi seferi 86 gün 22 saat sürmüş, bu sürenin 40 gün 16 saati denizlerde, 46 gün 6 saati de limanlarda geçmişti. Aynı sürede 9 bin 986 mil yol alınmış, 2778 ton kömür ve 971 ton tatlı su tüketilmiş bulunuyordu.

              Karadeniz’ in gezisi sırası da 12 Avrupa ülkesinin 15 limanına gidilmiş, gemide 16 balo verilirken, gidilen yerlerdeki yetkililerin verdiği 36 yemekte hazır bulunulmuştu.

              Gemi suvarisinin ve kaptanlarının gözlemlerine göre gidilen yerler arasında görünümünün güzelliği ve hoşluğu bakımından Stockholm birinci sırada yer alıyordu.  Stockholm halkın yaratılışı ve tabiatı bakımından da aynı sıradaydı. Temizlik bakımından ilk sırayı alan liman ise Kopenhag’ dı. En fazla ilgiyi Helsinki, Londra ve Gdynia’ lılar göstermiş, en sönük geçen ziyaret ise Danzig’ de gerçekleşmişti. Ticari faaliyet açısından ise ilk sıraları Londra, Hamburg ve Anvers alıyordu.

              Toplam 600 Bin Liraya mal olan gezi boyunca gemiyi ziyaret edenlerin sayısı ise yaklaşık 65 bin kişiydi.

              Karadeniz’ in gezisi istenilen neticeyi sağladı mı? Bu soruya o dönemin uzmanları olumlu cevap veriyor. Sergi, genç Türkiye Cumhuriyeti’ nin imajını Avrupalılara tanıtmakla kalmamış ticari ilişkilerin kurulması yolunda da ilk adımı atmıştı. Gemide gezi boyunca yaklaşık 120 bin liralık satış yapılmıştı bu rakam belki azdı ama bu ilk adımın arkası gelecekti.

              Böylesine önemli bir görevi, denizcisinden, sergi görevlilerine ve Cumhurbaşkanlığı Orkestrası mensuplarına kadar herkesin elbirliği yapması sonucu başarıyla sonuçlandıran Karadeniz Gemisi daha sonra asıl görevine döndü ve İstanbul-Batum seferlerini yapmaya başladı. 1951 yılının Eylül ayında dönüşü olmayan son seferine çıkarken, her köşesine sinmiş olan sergi seferinin anılarını da beraberinde götürüyordu…Yazan: ERTAN ÜNAL

                                                                                                                                                      

Yanıt Yazabilirsiniz

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Related Post

Tansu Çiller Hürriyet

Siyaset Ve Bürokrasi’de İlk KadınlarSiyaset Ve Bürokrasi’de İlk Kadınlar

İLK MUHTAR GÜL HANIM’DAN ÇİLLER’E POLİTİKA VE BÜROKRASİ’DE CUMHURİYET’İN ÖNCÜ KADINLARI                         CUMHURİYETİN 80. YILDÖNÜMÜ                         POLİTİKA VE BÜROKRASİ’DE KADINLAR                         Türk Kadını, Cumhuriyet ilan edildiği sırada siyasal ve medeni